Küçük Prens - 10.cu bölüm
31/10/2009 · Kategori: ALINTI
Küçük prens kendisini komşu asteroitlerin arasında buldu. Bu asteroitlerin numaraları 325, 326, 327, 328, 329, ve 330’du. Kendisine bir meşgale bulabilmek ve bilgisini artırmak için sırayla onları ziyaret ermeye karar verdi.
İlk asteroitte bir kral yaşıyordu. Mor kumaştan yapılmış giysisiyle tahtında otururken, oldukça haşmetli görünüyordu.
Küçük prensi görünce: “ Ah, işte halkımın bir üyesi “ dedi.
“ Beni daha önce hiç görmediği halde kim olduğumu nereden bilebiliyor? “ diye düşündü küçük prens.
Kralların dünyayı çok basit bir gözle algıladıklarını bilmiyordu. Krallara göre bütün insanlar, onların emirleri altında bulunan kimselerdi. “ Biraz daha yakına gel de seni iyice göreyim “ dedi kral. Nihayet emir verecek birini bulduğu için, oldukça kibirlenmişti.
Küçük prens oturabileceği bir sandalye bulmak için çevresine bakındı, ama kralın kürkü bütün gezegeni kaplamıştı. Bu yüzden ayakta kaldı ve yorgun olduğu için de esnedi.
“ Kralın karşısında esmemek görgü kurallarına aykırıdır, esnemeni yasaklıyorum “ dedi kral.
“ Ama buna engel olamıyorum “ dedi küçük prens şaşkınlıkla. “ Uzun bir yoldan geldim ve hiç uyumadım.”
“ O halde esnemeni emrediyorum “ dedi kral, “ yıllardır esneyen birini görmedim. İnsanların nasıl esnediğini merak ediyorum. Haydi şimdi yeniden esne. Bu bir emirdir.”
Küçük prens kıpkırmızı olmuştu. “ Beni korkutuyorsunuz. Artık esneyebileceğimi sanmıyorum “ dedi.
“ Demek öyle. O halde arada bir esnemeni- arada bir de...”
Sözünü tamamlayamadı, çünkü kızgınlıktan öksürmeye başladı. Otoritesine çok önem veriyordu anlaşılan. Emirlerine karşı gelinmesine hiç tahammülü yoktu. Ama aslında iyi bir kraldı. Bu yüzden de emir verirken insaflı davranıyordu.
“ Bir generale martıya dönüşmesini emredersem ve general bu emre uymazsa suç onun değildir. İmkansız bir şeyi yapmasını istediğim için, suç benimdir.” dedi.
Biraz utanarak “ Oturabilir miyim? “ dedi küçük prens. Kürkünün eteklerini haşmetle toparlayan kral : Oturmanı emrediyorum “ diye yanıtladı.
Ama gezegen bomboştu. Bu kral kimi yönetiyordu? Küçük prens şaşkındı.
“ Efendim, “ dedi, “ lütfen size bir soru sormama izin verin.”
“ Sorunu sormanı emrediyorum “ dedi kral çabucak.
“ Efendim, burada kimi yönetiyorsunuz acaba? “
“ Her şeyi. “
“ Her şeyi mi? “
Kral eliyle kendi gezegenini, diğer gezegenleri ve yıldızları işaret etti.
“ Hepsini mi? “ diye sordu küçük prens.
“ Hepsini.”
Anlaşılan kendisi evrensel bir kraldı.
“ Peki yıldızlar emirlerinize boyun eğiyor mu? “
“ Elbette. Emirlerimi derhal uygularlar. Karşı gelinmesine tahammül edemem. “
Bu güç karşısında şaşırmadan edemedi küçük prens. Eğer bu güce kendisi sahip olsaydı, sandalyesin bile kıpırdatmadan aynı gün içinde yermiş iki, hatta yüz günbatımını birden izlerdi.
Terk ettiği küçük gezegenini hatırlayınca, birden kendini mutsuz hissetti küçük prens. Cesaretini toplayarak kraldan bir ricada bulundu.
“ Gün batımını izlemek isterdim. Lütfen bana bu iyiliği yapın. Güneşe batmasını emredin. “
“ Eğer bir generale kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını, ya da bir trajedi yazmasını, veya kendisini bir martıya dönüştürmesini emretseydim ve general emrime uymasaydı, suç kimin olurdu? “
“ Sizin.”
“ Kesinlikle. Emirler, yerine getirilebilir şeyler olmalıdır. Otoritenin temeli mantıktır. İnsanlara kendilerini denize atmalarını emretmek, bir devrime yol açmak demektir. Ben emirlerime uyulmasını isterim. Buna hakkım var, çünkü mantıklı emirler veririm.”
“ Gün batımı ne olacak? “ deye sordu küçük prens. Biliyorsunuz, sorduğu sorunun yanıtını almadıkça sormaktan asla vazgeçmezdi. “ Gün batımını izleyeceksin, bu emri vereceğim. Ama bilimsel yönetmeliklere göte, koşulların uygun olacağı zamanı beklemek zorundayım.”
“ Peki bu ne zaman olacak? “
“ Hımm. Yaklaşık sekize yirmi kala civarında. Sen de emirlerime nasıl uyulduğunu görmüş olacaksın. “
Esnedi küçük prens. Gün batımını beklemek zorunda kaldığı için biraz canı sıkılmıştı.
“ Burada yapacak hiçbir şeyim yok. Bu yüzden yoluma devam edeceğim.”
Emredebileceği birini bulmuşken kaçırmak istemeyen kral:
“ Gitme, seni bakan yapacağım “ dedi.
“ Ne bakanı? “
“ A... Adalet bakanı! “
“ Ama burada yargılayacak hiç kimse yok ki! “
“ Bunu henüz bilmiyoruz. Krallığımı tam olarak gezmiş değilim. Yaşlı olduğum için yürümek beni yoruyor. Arabaya binmek istesem, burada araba için yer yok.”
“ Ama ben gezegende hiç kimse olmadığını biliyorum “ dedi küçük prens. Bir yandan da emin olmak için başını eğdi ve gezegenin diğer tarafına göz attı.
“ O halde sen de kendini yargılarsın “ diye yanıtladı kral. “ Kendini yargılamak diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, çok adilsin demektir. ““ Eğer kendimi yargılayacaksam, bunu her yerde yapabilirim “ dedi küçük prens, “ burada kalmama gerek yok. “
“ Hımm, “ dedi kral, “ eğer yanılmıyorsam gezegenin bir yerlerinde yaşlı bir fare olacak. Geceleri tıkırtılarını duyuyorum. Onu yargılarsın. Arada bir onu ölüm cezasına çarptırırsın, böylece hayatı senin ellerinde olur. Ama her seferinde onu affetmelisin. Çünkü yargılayabileceğin tek kişi o. “
“ Ben hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmak istemiyorum ve sanırım kendi yoluma devam edeceğim. “
“ Olmaz! “ dedi kral.
Küçük prens kararını vermişti, ama yaşlı kralı incitmeyi de hiç istemiyordu.
“ Sayın kralım, eğer emirlerinize derhal uyulmasını istiyorsanız, o halde uygulanabilir emirler vermelisiniz. Örneğin, bir an önce gitmemi emredebilirsiniz. Bence koşullar buna çok uygun.”
Kral hiçbir şey söylemeyince, küçük prens bir an tereddüt etti, sonra oradan ayrıldı.
Kral arkasından :” Seni büyükelçi yapacağım! Diye seslendi. Ses tonundaki otorite duyulmaya değerdi doğrusu...
Küçük prens : “ Şu büyükler çok tuhaf “ dedi kendi kendine ve yoluna devam etti.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Reiki Ne Ki?
19/7/2009 · Kategori: ALINTI
Reiki tam olarak bir Uzakdoğu öğretisi değildir. Reiki bir din değildir. Reiki Evrensel bir yaşam enerjisidir. Yani bir enerjidir. Elektrik, ısı, elektromanyetik dalga, ışık aynı bunlar gibi ama daha farklı titreşimde ve süptil bir yapıda olan bir enerjidir.
Son zamanlarda diyanet ve piskoposluk artarda, Uzakdoğu öğretileri adı altında birçok metafiziksel olgu ile ilgili açıklamalar yaptılar. Bu tür açıklamaların sebebi, birkaç yıldır Reiki, meditasyon, yoga, enerjiler daha doğrusu manevi konulara olan ilginin büyük çapta bir artış göstermesidir. Bu da bazı din adamları tarafından tabiri caizse bir karalama kampanyasına neden oldu. Toplumu bir arada tutan din unsurunun görevlileri ve yayıcıları olan din adamları tarafından, bu öğretilerin neden karalanmaya çalıştığı ise daha objektif bir bakış açısıyla rahatça fark edilebilir. Bunun en temel nedeni aslında bu kişi ve kurumların bilinçlerinin altında yatan korkulardır. Peki nedir bu korkular? Neden bazı şahıslar ve kurumlar bu öğretileri karalama çabasına girmişlerdir? Bu korkunun asıl nedeni, bu öğretilere merak salan kişilerin hinduizm, Budizm vs.. gibi Uzakdoğu dinlerine sempati besleme ve ilahi dinlerden uzaklaşma olasılıklarıdır. Haliyle ilahi dinlerin manevi taraflarına parmak basmak yerine, diğer öğretileri karalamak daha kolaylarına gelmiştir. Bu yüzden son açıklamalarda piskoposlar bunları batıl inanç diye karalarken, diyanet ise boşluk hissinden kaynaklandığı ve dine uymadığı açıklamalarını yaptılar.
Haliyle bu da toplumun bazı kesiminde meraka ve soru işaretlerine neden olmaktadır. Dindar olan bir insan Reiki yapamaz mı? Hem din hem Reiki bir arada bulunamaz mı? Reiki bir din mi? Reiki bir din değilse hangi dine bağlı? Reiki yapılırsa dinden mi çıkılmış olunur? Peki bu kadar rahatlatan, kişiyi olumlu yönde destekleyen ve kişisel olarak tekamülü hızlandıran bir sistem nasıl olurda bu kadar kötü ve boş olabilir? Dini kurumların yaptıkları açıklamalar, inançlı kişilerin içine şüphe düşürmüş ve bu soruları ile kafalarının karışmasına sebep olmuştur. Yine bazı kişiler ikilemler ve ayrılıklar yaratarak farkında olmadan kişilerin içsel yükselişlerine engel olmuşlardır diyebiliriz.
Aslında bazı din adamlarının yaptıkları açıklamalardan bunun nedeninin “boşluk hissi” olduğu açıklaması doğru sayılabilir. Bir bakıma bu bir boşluk hissidir. Ve aslında bu boşluğun nedeni bunca yüzyıldır zihinleri köhneleşmiş bazı kişilerin uyguladığı korkutma yöntemleri ve dini kullanma hevesleridir. Hızla ilerleyen bu yüzyılda, insanlar artık materyalizmden kurtulmakta ve manevi tarafa doğru yönelmektedir. Bu manevi tarafa içten gelen yöneliş insanları meraklandırmaktadır. Önce bu manevi boşluğu doldurmak için dine dönen insanlar yanlış bilgilendirmeler, dinin katı ve olumsuz taraflarının kullanılması ve yarım hocalıktan dolayı, orada aradıklarını bulamamakta ve bu manevi doygunluğu Uzakdoğu da bulmaktadır. (Eğer biraz araştırılırsa bu manevi yolculukta Uzakdoğu’dan bilgiler alan kişilerin, aslında bu bilgilerin ve uygulamaların dinimizde ve tasavvufta olduğunu görmeleri ile dine daha sıcak bakmaları söz konusudur. En son dinde biten bu serüvene vesile olanlar maalesef genelde din adamları değildir.) Dinde bulunamamasının sebebi dinin yüzeysel yani şeriat kısmının ön planda olması, manevi boyutunun adeta bilerek yada bilmeyerek arka plana atılmasıdır. Halbuki kendi öz dinimiz ve kültürümüzde var olan tasavvuf, İslam’ın mistik kalbidir. Tasavvuf, tüm manevi hazları özünde barındıran, tüm bilinç seviyelerini kapsayan, insanın öncelikle kalbine ve ruhuna hitap eden bir öğretidir. Diyanet ve din adamları tasavvuf ve dinin manevi yönünü tanıtmak, o hazzı yaymak yerine şeriat ile korkutma yoluna giderse bu yönelimin olması doğaldır. Ve üzülerek söylemek gerekirse halka bu boşluk hissini veren, onları farkında olmadan maddeye bağlamaya çalışan, şekilcilik ile zihinleri adeta köleleştiren kişilerdir.
Haliyle dinin özüne inildiğinde ve tam olarak deneyimlerle, sabit bilgilerle Reiki irdelendiğinde aslında dine karşı olmadığı, dinle özümsenip, birleşebildiği ve içerisinde tasavvuf ile benzer düşüncelerin yattığı rahatlıkla gözlenebilmektedir. Ama bunlar için Reiki'nin ne olduğunu, işleyişini, objektif ve dogmatik kalıplardan kurtularak incelememiz gerekir.
Reiki’ye ithaf edilenler ve enerjinin dini
Bu tutumlar dışında son zamanlarda da Reiki'ye ithaf edilenler vardır. Öncelikle Reiki tam olarak bir Uzakdoğu öğretisi değildir. Reiki bir din değildir. Reikiyi anlatan her kitapta bunu rahatça görebilirsiniz. Reiki Evrensel bir yaşam enerjisidir. Yani bir enerjidir. Elektrik, ısı, elektromanyetik dalga, ışık aynı bunlar gibi ama daha farklı titreşimde ve süptil bir yapıda olan bir enerjidir. Dünyevi enerjilerin ötesinde ruhani bir işleyişe sahip bir enerji yapısına sahiptir. Reiki’nin Uzakdoğu dinleriyle bağlantıda olduğunu söylemek son derece saçmadır ve eksik bilgi göstergesidir. İsminin ve bazı uygulamalarının Japonca olmasından dolayı bu söylemler yer alıyorsa, bu da yine yeterli bilgileri olmadığını göstermektedir.
Bunu daha basit anlatımla şuna benzetebiliriz. Japonya’da bir bilim adamının bir enerji bulduğunu düşünelim. Bu enerji ışık enerjisinin farklı şekliyle oluşturulan, çok rahat termodinamik çevrimlerine girebilen, çok kullanışlı ve temiz bir enerji olsun. Ve bu enerjiye doğal olarak Japonca isim verilsin. Çünkü bu enerjiyi oluşturan yada sistematikleştiren kişi bir Japon ise kendi dilinde bir isim vermesini çok doğal bulmalıyız. İsmi de Japonca “güzel enerji” olsun ve enerji birimi klasik birimler değil yine Japonca bilim adamının adı olan bir enbirim olsun. Bu enerji bu bilim adamından önce de vardı, sonra da var olacaktır. Enerjiyi bilim adamının keşfetmesi ve bunu kullanışlı hale getirilmesi ona ve onun kültürüne ait kılmaz, sadece o kendi dilinde isimlendirmeler yapmıştır. Diyanet’in Reiki’ye kötü demesi aynı bu benzetmede ki o bulunan enerjiye kötü denmesine benzer. Bu enerjinin var olması onu ilk keşfedene bağlı değildir. O zaten Yaratıcı’nın yaratımıyla vardır. Sadece bunu sistematikleştiren kişi yabancı uyruklu bir kişidir.
Şu anda tıbbın dahi rahatça kabul ettiği ve ister Müslüman ister Hristiyan ister başka dinde ki kişilerin de uygulattırdığı akupunktur şifa yöntemi de Uzakdoğu da oluşturulan bir sistemdir. Bu şifa yöntemi bırakın tıp camiasını bazı dini camialar ve kişiler tarafından bile benimsenmiş, kamu oyunda bunun üzerinden rant yapılmıştır. Haliyle diyanet’in akupunktura bunu yapmayın bu kötüdür demesi komik kaçacaktır. Çünkü bu şifa yöntemi dinlerle bağlantılı değil, pratik bir terapi yöntemidir. Sadece akupunktur değil, birçok terapi ve şifa tekniği Uzakdoğu’da keşfedilmiştir. Haliyle Reiki, bunun gibi fiziksel bir yöntem olmasa da, işleyişi akupunktur gibi doğal ve kendi seyrindedir.
Benzer örneklerle anlattığımız Reiki de dinlerden bağımsız, enerjiler ve maneviyat ile bağımlı bir şifa sistemidir.
Reiki’nin yapısı
Reiki’nin tarihçesine değinmeyeceğim. Çünkü tarihçesi ve bu konuyla ilgili düşünceleri internetten ve kitaplardan rahatça bulabilirsiniz.
Reiki nasıl bir enerji yada kaynağı ne derseniz? Herkesin tek kaynaktan gelmesi gibi o da Tek Kaynak’tan gelmektedir. Daha detaylı açıklamaları konuyla ilgili kitap ve sitelerden bulabilirsiniz. Kısaca Reiki’nin ve diğer enerji sistemlerinin kaynağı hakkında birçok görüş vardır. Ama hepsi ortak noktada buluşur; bu tüm evrende işleyiş gösteren, amacı öncelikle kişiyi sonra da etrafındakileri şifalandırmak olan bir enerji sistemidir. Bu şifa sistemiyle ilgili genel olarak bilinen şey bunun tüm evrene nüfuz etmiş bir enerji olduğudur. Kimi açıklamalara göre ise bu manevi boyutlar dediğimiz (7 kat gök) boyutlarda yer alan enerjilerden biridir. Bunlara ek olarak daha farklı mesela Kuantum ve Reiki bakış açısı da vardır. (Bakınız: Berna Özcan Demir ile Reiki’ye kuantumsal bir bakış. Haber; Burçin İvren. Sayı:42) Reiki birçok perspektiften açıklanabilir. Hepsi de doğrudur ve temel olarak kesin olan şey bir enerji olmasının yanı sıra kendine has bir titreşime sahip olmasıdır. Reiki ile uğraşan insanların genelde Reiki'yi hissetme şekillerine bakarsanız ellerinde sıcaklık artışı olmaktadır. Bu bir enerjisel çevrimin dışarıya yansıyan kısmıdır. Ve ısı da bir enerjidir. Özellikle yapısının altını bu kadar çizmem, Reiki'nin sadece plasebo etkisi olduğunun iddia edilmesinden dolayıdır.
Öncelikle plasebo etkisi olmadığını gözlemlemek çok kolaydır. Kişiye ne zaman Reiki uygulanacağını söylemediğinizde ve belli bir saatte Reiki yolladığınızda, o kişi aynı saatte belirtileri hissetmektedir. Yani kişi ne zaman Reiki yapılacağından habersiz olsa da, o anda hissetmektedir. Birçok deneyimle bu sabittir.. Kaldı ki bazı hissetme şekilleri değişse de genelde benzer belirtiler hissedildiği söylenmektedir. Bunların dışında tam olarak bilinç gelişimi olmayan bireylerde, bu enerjiyi idrak edemeyecek olan çocuklarda ve özellikle hayvanlarda işe yaraması bunun işe yararlılığın kanıtıdır. Eğer Reiki'nin şifa verici tarafı sadece psikolojik bir etki olsaydı, hayvan, çocuk ve zihinsel olarak yeterli durumda olmayan bireylerde işe yaramaması gerekirdi.
Bu olgu dışında, Reiki tabi ki pratik bir işleyişin dışında teorik yani daha felsefi bir tarafa sahiptir. Yani Reiki'nin elbette bazı ilkeleri vardır. Bu ilkeler aslında Reiki'den bağımsız ama Reiki'yi ilerletmek isteyenlerin yapması gereken şeylerdir. Bunlar öfkelenmemek, helal para kazanmak, iyi olmak, ahlaklı olmak gibi ilkelerdir ve her Reiki seminerinde bahsedilir. Bunun nedeni negatif, olumsuz ve kişilik olarak kendini geliştirmeye meyilli olmayan insanlarda Reiki'nin veriminin düşük olmasıdır. Ama kişilik olarak kendini geliştiren, pozitif kalabilmeyi başaran, hayatın hilelerine karışmadan, dürüstlükle ve temiz kalplilikle ilerleyen insanlarda Reiki daha güzel ve yüksek açılımlar sağlamaktadır. Bunlar kesin kanılar olmasa da genel gözlemler bu yöndedir.
Yukarıda ki gelişimin nedeni ise Reiki'nin öncelikle kişisel şifaya neden olmasıdır. Her birimiz bu dünyaya farklı vazifelerle gelmiş varlıklarızdır. Kimimiz öğretmen olarak, kimimiz şifacı olarak kimimiz düşünür olarak kimimiz sanatçı olarak ve benzer şekilde vazifelerle dünyaya hizmet ederiz. Reiki’yi almak bizi baştan sona şifacı yapmayacaktır. Her zaman Reiki’nin ilkelerinde değinilen konu budur. Bu kişiyi şifacı yapan bir yol değil, kişiyi o enerjiyi kullanma konusunda aracı yani kanal yapan bir yoldur. Reiki yapan kişinin, kendi egosunu yükseltme olanağı yoktur ve olmamalıdır. Çünkü bunun asıl mantığında kişinin sadece kanal olması vardır. Ve öncelikle Reiki kişide bir arınmaya neden olmaktadır. Yani şifalandırma süreci kişinin kendi benliğinde ve hayatında başlamaktadır. Reiki de şifalandırma terimi sadece bedenen hastalıklar için geçmez. Hatta beden ve fiziksel hastalıklar en son şifalandırılması gereken olgulardır. Nedeni ise bu bedensel hastalıklar genellikle daha içsel sorunların yansımasıdır. Reiki’nin işleyişinde ilişkileri şifalandırma, zihni şifalandırma, duygusal bedeni şifalandırma, iş ortamını şifalandırma gibi farklı etki yerleri vardır. Kişinin öncelikle içsel ve ruhsal şifalanmasını sağlayan bu sistem daha sonra fiziksel şifaya geçmektedir. Bu yüzden Reiki de kişi önce kendini geliştirmeli sonra diğer insanlara yardım etmelidir. Zaten Reiki'nin ilk seviyesi buna yöneliktir. Yani kişinin kendi gelişimine yönelik çalışmaları içermektedir.
Bahsettiğimiz gibi Reiki kişinin hayatını şifalandırma da aracı ve kanal olmasını sağlayan bir sistemdir. Herkes şifacı doğmamaktadır. Şifacı doğanlar ise zaten Reiki veya başka isimli bir sistem ile (Bu modern tıpta olabilir.) bu görevini yerine getirecektir. Bu yüzden Reiki'nin öz mantığında öncelikle gerçek tedaviyi görmek vardır. Yani Reiki'nin amacı tedavi yapmak olarak gösterilmez. Var olan tedaviyi hızlandırmak ve içsel bir şifalandırma sürecini kapsamaktadır.
Reiki de dikkat edilmesi gerekenler
Reikinin işleyişiyle ilgili bilgileri zaten edindikten sonra bunun dikkat edilmesi gereken bir yanı olmadığını göreceksiniz. Sadece Usui Reiki birinci seviye de, psikolojik hastalıkları olanlara yapılmaması tavsiye edilir. Nedeni ise, Reiki'nin işleyiş olarak önce bastırılmış olan hastalığı dışarı çıkartması ve sonra içten içe şifalandırmasıdır. Çünkü gerçek şifa dönemi bunu kapsamak zorundadır. İç bastırılmış bir sorun yada hastalık ortaya çıkmadan şifalandırılamaz. Haliyle birinci seviyede yeterli donanım ve eşik değerine sahip olmayan kişiler, psikolojik hastalıkların tedavisinde zorlanabilir. İkinci ve üçüncü seviyelerde psikolojik hastaların tedavisini hızlandırmak yada şifalandırmak, eklenen sembollerle daha kolaylaşmaktadır. Bu yüzden birinci seviyede psikolojik hastalıklara sahip kişilere yapılmaması tavsiye edilir.
Bu konu dışında Reiki de dikkat edilmesi gereken, Reiki yapacak yada Reiki'ye sizi uyumlayacak kişidir. Bu kişinin gerçekten Reiki yapıyor ve ilgileniyor olması gerekir. Çünkü son zamanlarda bazı maddi çıkarlar gereği Reiki inisiyasyonu olmadığı halde Reiki yaptığını iddia eden insanlar türemiştir. Yada farklı psişik emelleri için Reiki yapıyorum diyen insanlar mevcuttur. Bu yüzden Reiki yapacak kişiye yeterli bilgisi olup olmadığına dair sorular sormanız uygun düşecektir. Bir diğer yol ise kişinin Reiki soyağacını öğrenmek ve bu soyağacını araştırmaktır. Soyağacı denen kavram ise; kişinin daha önce aldığı kişi, o kişinin de daha önce uyumlama aldığı kişi ve benzeri şekilde bu enerjiyi ilk sistematikleştiren kişi olan Mikao Usui’ye kadar dayanan Reiki silsilesidir. Eğer isterseniz kişilerin sertifikalarını da görebilirsiniz ama günümüzde Reiki'nin belli bir kurumu olmadığı için herkes kendi kafasına göre sertifika çıkarabilmektedir. Bundan dolayı asıl önemli olan Reiki yapacak kişinin yada inisiye edecek kişinin soyağacının Mikao Usui’ye (Tabi bu Usui Reiki sistemi ise) dayanması ve güvenilir bir soyağacına sahip olmasıdır.
Reiki’nin dinle olan bağlantısı
Reiki’nin dinle bağlantısı yok, bir enerji demiştik. Ama aslında Reiki'nin dinle olan bir bağlantısı vardır. Ve bu bağlantı pek bahsedilmez çünkü Reiki'nin ileri ki zamanlarını ilgilendirir. Her dinden insanın hatta hiçbir dine kendini ait hissetmeyenlerin de kullanabileceği bir enerjidir. Belli bir seviyeye kadar herkeste Reiki işleyecek ve ilerleyecektir. Çünkü Allah’ın her kuluna dini ne olursa olsun, nasibini ve bereketini vermesi gibi bu enerjileri de kullanma olanağı vermesi söz konusudur. Bu enerjilerin kullanımı kişiyi bir arındırma sürecine de soktuğu için kişi hayatıyla ilgili daha yüksek farkındalıkta kararlar alabilmektedir. Bu işleyişin mükemmelliğini ve işe yararlılığını görmesi de kişiyi inançlı olmaya davet etmektedir. Ama bunlar dışında benim ve çevremdekilerin gözlemlerine göre bir noktada Reiki tıkanmaktadır. Bir aşamaya kadar herkes gelebilmekte ama bundan daha ilerisine herkes gidememektedir. Tabiri caizse ondan sonrası belki de izin verilmemektedir. Bunun nedeni ise kişide olan Allah inancı ve teslimiyetidir. Allah inancı ve teslimiyeti güçlü olan insanlarda Reiki daha uç noktalara yükselebilmekte, kişi de daha ilerisine gidebilmektedir. Bu inançtan yoksun olanlar ise Reiki de bazı aşamalara kadar gelmekte, ondan sonra da bazı noktalarda tıkanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Reiki'ye kim dine ters diyebilir? Reiki’ye kim batıl diyebilir? Bu ithamlar yanılgı veya daha önceden değindiğim gibi “Başka dinlere ederler.” korkusu taşımaktadır.
Öbür taraftan her Reiki seansından sonra şükretme bölümü vardır. Bu enerjiye kanal olabilme şansını verdiği ve bizi vesile kıldığı için Yaratıcı’ya şükredilir. Şükretme bölümü de her Reiki uygulayan kişinin, Reiki seansı bittikten sonra mutlaka yaptığı bir duadır. Başlangıcında ise “Bütünün hayrına.” diyerek seansa başlanır. Haliyle Reiki de şükür ve hayır bölümleri çok önemli bir yere sahiptir. Bu da dinle zıtlık oluşturan, nefsi körükleyen bir sistem olmadığının göstergesidir. Tam tersine Allah’tan bu enerjinin en yüksek hayır için akmasını dilemek anlamına gelmektedir. Manevi konularla ilgilenenler niyetin gücünü bilir. Niyet etmek, birçok kapıları açmak demektir. İçten gelen bir söylemle hayrı niyet ederek başlanılan işler, hayrıyla devam edecek, hayırlı değilse devam etmeyecektir. Çünkü bu söylemde bir teslimiyet vardır.
Bunlar dışında zaten tüm yolların O’na çıktığı aşikardır. O, her şeyin tek kaynağıdır. Ve O’na ulaşmak isteyen kişi hangi yolda olursa olsun O’na ulaşacak yolları bulacaktır. Tasavvuf’u incelediğimizde birlik bilincini en iyi orada görürüz. O’nun yegane gerçek olduğunu, her şeyin onun yansıması olduğunu ve aslında O’nun yansımasını her yerde görebileceğimizi fark ederiz. Doğa da, şehirde de, şerde de, hayırda da, meyhanede de, camide de… O her yerde ve tüm varoluşun üstündedir. Bu enerjilerde aslında temelde kişiyi arındıran, yüklerinden kurtaran, ruhsal, duygusal, fiziksel şifalandırma yaparak kişinin yükselişini kolaylaştıran ve O’na bir adım daha atmasını sağlayan öğretilerdir. Aslında kendini bulma yoluna girmeyi kolaylaştıran ve bu süreci hızlandıran bir sistemdir. Kişi arınmadan, nefsinin tam olarak farkına varmadan ve aslında beden, zeka ve duygusal olarak dengesini sağlayamadan pek ilerleme kaydedemez. Bu enerjilerde tampon görevi görmektedir. Ve baktığımızda hepsinin özünde bir olduğunu görürüz. Tüm öğretilerin farklı yollar olduğu ama her yolun isteyen, dileyen için uzun yada kısa olarak O’na ulaştığını görürüz. Zaten tasavvufta bize bunu söylemektedir. Yunus Emre’nin dediği gibi;
"Dört kitabın mânâsın okudum hâsıl ettim
Aşka gelince gördüm, bir uzun hece imiş”
Dinde ki bu olgular da bizim nefsimizi eğitmek, öncelikle arınmamızı sağlamak içindir. İslamiyet’in çok derin hatta belki de tüm öğretileri içinde barındırabilecek ve bunları yansıtabilecek kadar derin ve istikrarlı olduğunu görüyoruz. Ama şu anda lanse edilen yüzeysel kısmı ile bu aktarılamamaktadır. Diğer öğretiler, yollar ya da dinlerle bağlantılı olmayan enerjiler ve enerjisel uygulamalar kötüleneceğine, eski tarihlerde bolca yapıldığı gibi yine halk korkutulacağına, dinin güzellikleri ve manevi tarafı, tasavvuf ve insani kamillerin dizeleri yaygınlaştırılsa toplum açısından daha yararlı olacaktır.
Zaten kişi Reiki'yi aldığı vakit bir arınma sürecine girecek, bunu dini inançları, içsel arınmaları ve nefis terbiyesiyle birleştirerek hızla O’na doğru yolculuğa çıkacak yani tekamülünü hızlandıracaktır. Kendi kendimize ayrımlar oluşturup, katı bir tutumla bu yola girdiğimizde bizi zorlu sınamalar bekleyecektir. Ayrımların ayrımları doğuracağı da kesindir. Sistemin ismi ne olursa olsun önemli olan özünü keşfedebilmek, özünü bulmaktır. Dinlerin ve tüm kişisel gelişim öğretilerinin bize anlatmak istediği ortak noktada budur. Önyargıları kırıp, yükseliş için tabuları yıkma zamanıdır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
Ölünce ölmüş değil, belki de doğmuş olacağız...
12/5/2009 · Kategori: ALINTI
Karanlıktaymışlar;
İki embriyo, bir ana rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,
İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...
Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
'Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki' demişler, '...bize ne mutlu...'
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince
O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
'Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk' diye sormuş ikizler...
'Annemiz' demiş biri, 'O bizi var etti, bize can verdi.'
'Ne biliyorsun' diye itiraz etmiş öteki, 'Sen hiç Anneni görmedin ki...':
'Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir.'
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
'- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz' diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...
'- Ben gitmek istemiyorum' diye diretmiş öteki; 'doyamadım ki daha hayata...'
'- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır.'
Sormuş karamsar olan:
'- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?'
Şiirle cevaplamış iyimser olan:
'Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden...'
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
Ve 'ömrümüz bitti' diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.
Hayatı sadece dünyadan ibaret sananlar gibi, yaşamlarının sadece ana rahminde olduğunu ve doğunca öleceklerini sanıyorlar..
Kimbilir belkide bizde yanılıyoruz onlar gibi..
Ölünce ölmüş değil, belki de doğmuş olacağız...
Nerden bilebiliriz ki!
Can Dündar
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Öfke, sadece engel olunmuş arzulardan kaynaklanır.
5/5/2009 · Kategori: ALINTI
“Buradayım, Guruji.” Yüzümdeki mahcup ifade, duygularımı söyleyebileceğim herhangi bir şeyden çok daha iyi anlatıyordu.
“Haydi mutfağa gidip yiyecek bir şeyler bulalım.” Sri Yukteswar’ın tavrı, sanki günlerdir değil de birkaç saattir ayrıymışız gibi ilgisizdi.
“Usta, buradaki görevlerimi aniden bırakıp giderek seni hayal kırıklığına uğratmış olmalıyım; bana kızgın olabileceğini düşündüm.”
“Hayır, kızgın değilim elbette! Öfke, sadece engel olunmuş arzulardan kaynaklanır. Ben başkalarından hiçbir şey beklemem, dolayısıyla onların hareketleri, benim isteklerimle çelişemez. Seni kendi amaçlarım için kullanacak değilim; ben, sadece, senin kendi mutluluğunla mutlu olabilirim.”
“Efendim, insan tanrısal sevgiyi belirsiz bir şekilde hisseder, fakat bugün, senin melek kişiliğinde, bu sevginin kesinlikle somut bir örneğini görmekteyim! Dünyada, bir baba bile, kendisine verdiği işi hiçbir şey söylemeden bırakıp giden oğlunu affetmez. Fakat sen, arkamda bıraktığım bir sürü bitirilememiş işin seni büyük zahmetlere sokmasına rağmen, bana hiç kızmadın.”
Birbirimizin yaşlarla parıldayan gözlerine baktık. Mutluluk dolu bir dalgada kayboldum; Gurumun şekliyle, Tanrı’nın, kalbimin sınırlı gayretlerini, kozmik sevginin enginliklerine genişlettiğinin farkındaydım.
Pramahansa Yogananda - Bir Yogi’nin Otobiyografisi
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::