Beyaz Bulutun Yolu

8/10/2009 · Kategori: Osho

Beyaz bir bulut rüzgar nereye götürürse oraya sürüklenir, direnmez, mücadele etmez. Beyaz bir bulut fatih değildir ve yine de her şeyin üzerinde süzülür. Onu ele geçiremezsin, alt edemezsin. Ele geçirecek zihin yoktur. İşte bu yüzden onu alt edemezsin.

Bir hedefe, amaca, kadere, anlama kilitlendiğin zaman, bir yere ulaşmanın deliliğine sahip olduğun zaman sorunlar çıkar. Ve yenilirsin, bu kesindir. Yenilgin varoluşun doğasında vardır.

Beyaz bulutun gidecek yeri yoktur. Hareket eder, her yere gider. Tüm boyutlar ona aittir, tüm yönler ona aittir. Hiçbir şey reddedilmez. Her şey öyledir, var olur, eksiksiz bir kabullenebilirlik içindedir. İşte bu yüzden benim yoluma ‘beyaz bulutların yolu’ diyorum. Beyaz bulutun yolu patikasız bir patika, yolsuz bir yoldur. Hareket etmek, ama sabit bir zihinle değil, zihinsizce hareket etmek…

Bu yüzden ben beyaz bulutum ve tüm çabam seni de gökyüzünde sürüklenen beyaz bulut yapmak. Gidecek hiçbir yer olmadan, hiçbir yerden gelmeden, yalnızca o anda, orada olarak. Mükemmel.

Ben sana hiçbir ideal öğretmiyorum, sana hiçbir “olmamalı”yı öğretmiyorum. Ben onu, bunu olmalısın demiyorum. Benim tüm öğretim basitçe şudur: her kimsen, onu öyle eksiksizce kabul et, başarılacak hiçbir şey kalmasın. O zaman beyaz bulut olursun.

OSHO - Provokatör Mistik  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Meditasyon Aydınlığı

13/8/2009 · Kategori: Osho

Meditasyon hakkında dünyanın her yerinde hüküm süren bin bir yanlışlık var. Meditasyon çok basittir: O, bilinçten başka bir şey değildir. Kutsal sözleri yinelemek değil, o bir mantra tekrarlamak veya zikir çekmek değildir. Bunlar hipnotize edici metotlardır. Onlar sana belirli bir tür rahatlama verebilir ― bu rahatlamada hiçbir yanlışlık yok; şayet biri sadece gevşemeye çalışıyorsa, o mükemmelen iyidir. Herhangi hipnotize edici bir metodun yardımı olabilir, ama biri gerçeği bilmek istiyorsa, o yeterli değildir.
Meditasyon basitçe senin bilinçsizliğini bilinçliliğe dönüştürmek anlamına gelir.
Normalde zihnimizin sadece onda biri bilinçlidir, ve onda dokuzu bilinçsizdir. Zihnimizin yalnızca küçük bir kısmı, ince bir tabaka, ışığa sahiptir; başka bir deyişle adeta tüm ev karanlığın içindedir. Ve meydan okuma, kuytu bir yer veya karanlık bir köşe bile kalmamacasına tüm ev ışıkla dolana kadar bu küçük ışığı yaymaktır.
Tüm ev ışıkla dolduğunda, yaşam bir mucize olur; büyüleyici bir niteliğe sahip olur. Artık o sıradan değildir ― her şey olağanüstü olur. Sıradan olan kutsala dönüşür, ve hayatın küçük şeyleri kimsenin hayal edemediği kadar olağanüstü derecede anlamlı olmaya başlar.
Sıradan taşlar elmas kadar güzel görünür; tüm varoluş aydınlanır. Sen aydınlandığın an, varoluşun tümü aydınlanır.
Eğer sen karanlıksan, tüm varoluş karanlıktır.
O tamamen sana bağlıdır.

OSHO

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

egonun küçük mumunu üflemeniz gerekiyor...

3/7/2009 · Kategori: Osho

Büyük Hintli şair Rabindranath Tagore sürekli olarak güzellik hakkında, onun ne olduğu hakkında düşünüyordu. Bir şair doğal olarak güzellikle ilgilidir.
Onun zihni güzellik üzerine fikir yürütüyordu. Bir dolunay gecesi o bir teknedeydi. Ve muhteşem bir geceydi: Gökteki dolunay ve nehrin sessizliği ve etraftaki orman. Ve o teknede yalnızdı. Sadece arada bir, bir kuş ötüyordu – hepsi bu – ve sonrasında sessizlik, öncesinden daha derin hale geliyordu.
Ancak Tagore, “Güzellik nedir?” sorusu üzerine kafa yoruyordu. Ve o, çok eski yazıtlara bakıyordu. Kamarasında sadece yanmakta olan bir mumu vardı. Yorulmuş, bu eski yazıtlarda bile güzellik hakkında hiçbir şey bulamadığı, sadece sözler ve sözler olduğu için hayal kırıklığına uğramış bir şekilde gece yarısı olduğundan mumu üfledi ve gözlerine inanamadı.
Mumu üflediği anda ansızın pencereden, kapıdan ay ışığı hemen içeri giriverdi. O başka bir dünyaya sıçramıştı. Hemen dışarı çıktı. Gecenin sessizliğinde aya baktı ve ay nehirde yansıyordu ve tüm nehir gümüş rengindeydi. Ve kıyıdaki orman derin ve yoğundu… ve güzellik buydu!
Ancak o kitaba bakmaktaydı. Ve güzellik onu hemen kapın dışında bekliyordu. Ancak bu küçük sarı mum ışığı gecenin ihtişamını engelliyordu. Ve o, yazıtlardaki düşüncelerle o kadar doluydu ve meşguldü ki onun bir dolunay gecesi olduğunu bütünüyle unutmuştu.
Yazıtı nehre attı ve bu onun güzellik hakkında düşündüğü son gündü. Düşünmenin faydası olmayacak dedi. Güzellik oradadır: Biz kendimizi ona açmalıyız. Mumu, egonun küçük mumunu üflemeniz gerekiyor. O zaman Tanrı pek çok şekillerde içeri girer ve güzellik sana nüfuz eder.

Mükemmel Ermiş - OSHO

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Her ne görüyorsan bir yansımadır...

14/6/2009 · Kategori: Osho

Bu evren zihinlerin yansımasıdır. Bu evrende her ne görüyorsan bir yansımadır. Tutsaklık gibi görünüyorsa, bu senin yansıman demektir. Özgürleşme gibi görünüyorsa, yine senin yansımandır.
Suda tek bir güneşten yansıyan pek çok güneş gördüğün gibi, aynı şekilde tutsaklık ve özgürleşmeyi de gör. Güneş yükselir ve pek çok havuz vardır … kirli ve temiz, büyük ve küçük, güzel ve çirkin. Tek bir güneş pek çok havuzda yansır. Yansımaları sayan biri pek çok güneş olduğunu düşünür. Yansımalara değil, gerçekliğe bakan biri tek bir güneş görür.
Dünyaya bakış tarzın seni yansıtır. Hırsızsan, tüm dünya aynı meslekteymiş gibi görünür.
Bir kez Nasrettin Hoca ve karısı balık tutmaya gitmiş ve gittikleri yerde yalnızca lisans sahipleri balık tutabiliyormuş. Aniden bir polis memuru belirmiş. Hoca’nın karısı şöyle demiş: “Hoca, senin lisansın var, bu yüzden sen koşarak uzaklaş. Bu arada ben de kaçayım.” Böylece Hoca koşmaya başlamış. Koşmuş, koşmuş, koşmuş… Polis memuru da takip etmiş. Elbette, Hoca karısını orada bırakıp koşunca polis onu takip etmiş. Hoca kalbi patlayacak hale gelene kadar koşmuş. Ama sonra polis memuru onu yakalamış. Polis de ter içindeymiş. “Lisansın nerede?” diye sormuş. Hoca belgelerini çıkarmış. Polis belgelere bakmış ve sormuş: “O zaman neden koşuyordun Nasrettin? Neden benden kaçtın?” Nasrettin, “Bir doktora gidiyorum ve o her yemekten sonra yarım mil koş dedi.” demiş. Polis memuru sormuş: “Tamam, ama peşinden koştuğumu, seni kovaladığımı gördün, bağırdığımı duydun, neden durmadın?” Nasrettin şöyle demiş: “Senin de aynı doktora gidiyor olabileceğini düşündüm.” 
Çok mantıklı; olan da bu işte. Çevrende her ne görüyorsan, gerçek şeyden çok bir yansıma. Her yerde kendi yansımanı görüyorsun. Değiştiğin an yansıma da değişiyor. Tamamen sessiz olduğun an tüm dünya sessizleşiyor. Dünya bir tutsaklık değil; tutsaklık bir yansıma. Dünya bir özgürleşme de değil; özgürleşme de bir yansıma.
Buda tüm dünyayı nirvana içinde bulur.
Krishna tüm dünyayı esriklik, mutluluk içinde kutlama yaparken bulur; acı yoktur.
Ama Tantra der ki, her ne görüyorsan bir yansımadır, ta ki tüm görüşler kaybolana, yalnızca üzerinde hiçbir şey yansımayan ayna görülene kadar. Gerçek odur. Bir şey görülüyorsa, yalnızca bir yansımadır. Gerçek birdir; yansımaları pek çok olabilir.
Bu bir kez anlaşılınca ― teorik olarak değil, varoluşsal olarak, deneyim aracılığı ile ― özgürleşirsin, tutsaklığından ve özgürleşmenden kurtulursun.
Aydınlandığı zaman biri Naropa’ya sormuş: “Şimdi özgür kaldın mı?” Naropa şöyle demiş: “Hem evet, hem hayır. Evet, tutsak değilim ve hayır, özgür değilim; çünkü o özgürleşme de tutsaklığın bir yansımasıydı. Tutsaklık yüzünden onu düşünüyordum.”
Şu şekilde bak: Hastasın, o zaman sağlıklı olmayı özlersin. O sağlık özlemi hastalığının bir parçası. Gerçekten sağlıklıysan, sağlıklı olmayı özlemezsin. Nasıl yapabilesin? Gerçekten sağlıklıysan, özlem nerede? Ne gerek var? Gerçekten sağlıklıysan, asla sağlıklı olduğunu hissetmezsin. Yalnızca hasta insanlar sağlıklı olduklarını hisseder. Ne gereği var? Sağlıklı olduğunu nasıl hissedebilirsin? Sağlıklı doğduysan ve hiç hasta olmadıysan, sağlığını hissedebilir misin? Sağlık orada, ama hissedilemez. Ancak karşıtlık aracılığı ile, zıddı aracılığı ile hissedilebilir. Şeyler ancak zıddı aracılığı ile hissedilebilir. Hastaysan sağlığı hissedebilirsin… Ve sağlıklı hissediyorsan, unutma, hâlâ hastasın.
Bu yüzden Naropa diyor ki: “Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü artık tutsaklık yok, ama tutsaklıkla birlikte özgürleşme de kayboldu; işte bu yüzden hayır. O diğerinin bir parçasıydı. Artık ikisinin de ötesindeyim… Ne tutsağım, ne özgürüm.”
Dini bir arayış, bir arzu haline getirme. Mokşayı, özgürleşmeyi, nirvanayı bir arzu nesnesi haline getirme.
Ancak hiç arzu olmadığında gerçekleşir.

OSHO - Sırlar Kitabı,Kendini Anlamanın Anahtarı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::