bilenler ve bilmeyenler...

4/9/2007 · Kategori: Tanri ile sohbet

Hayatta, bilmeyen, ama bilmediğini bilmeyenler vardır. Onlar çocuklar gibidirler. Onları eğit.
Sonra, bilmeyenler, ama bilmediğini bilenler vardır. Onlar isteklidirler. Onlara öğret.
Sonra, bilmeyenler, ama bildiğini sananlar vardır. Onlar tehlikelidirler. Onlardan sakınmalısın.
Sonra, bilenler, ama bildiğini bilmeyenler vardır. Onlar uykudadır. Onları uyandır.
Sonra, bilenler ama bilmiyor gibi yapanlar vardır. Onlar oyuncudur. Onları sev.
Sonra, biliyor gibi gözüken ve bildiğini bilenler vardır. Onları izleme, çünkü eğer bildiklerini biliyorlarsa senin onları izlemeni istemeyeceklerdir. Fakat onların ne dediğini dikkatle dinle, çünkü sana senin ne bildiğini hatırlatacaklardır. Aslında, bu nedenle sana gönderilmişlerdir ve bu nedenle sen onları çağırmışsındır.

 

Tanrı ile Dostluk-Neale Donald Walsch

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Siz Tanrı’sınız.

21/6/2007 · Kategori: Tanri ile sohbet

Sevgili çocuklarım, Kim Olduğunuz ve Ne Olmayı Seçtiğiniz çok önemlidir. Sadece kendi deneyiminizin kalitesini seçmekle kalmıyorsunuz, Benim doğamı da yaratıyorsunuz.

 

Hayatınız boyunca size, Tanrı’nın sizi yarattığı söylendi. Şimdi size şunu söylüyorum: Siz Tanrı’yı yaratıyorsunuz.

 

Bu, anlayışınızda büyük çapta bir dönüşüm gerektiriyor, biliyorum. Ama dünyaya gelme amacınız olan gerçek işinizi yapmanız için bunu bilmeniz gerekiyor. Her an, Tanrı Kendisini sizin vasıtanızla ifade ediyor. Daima Tanrı’yı şimdi nasıl yaratacağınız konusunda seçiminiz var. Tanrı asla bu seçimi elinizden almayacak ve “yanlış” seçim yaptığınız için sizi cezalandırmayacak. Asla rehbersiz kalmayacaksınız. Size evin yolunu gösteren içsel rehber, içinize konulmuştur.

 

İçinizdeki sesi dinleyin. İçinizdeki ses sizi daima en yüksek seçiminize doğru yönlendirir. Vizyonunuzdan vazgeçmeyin. İçinizdeki sesi takip edin.

 

Size asırlar boyu öğretmenler gönderdim.Bu öğretmenlerden biri olmayı seçiyor musunuz?

 

Bu büyük bir soru. Bu büyük bir davet. Bu büyük bir karar. Dünya bu kararı vermenizi bekliyor. Bu kararı verdiğinizi, yaşayarak –uygulayarak- deklare edeceksiniz.

 

Siz kendinizi en yüksek düşünceniz doğrultusunda ifade edene kadar, insanlığın kendisini en düşük düşünce kıskacından kurtarma şansı yoktur.

 

Bu yüksek düşünceler sizin vasıtanızla ifade bulacak, sahneyi kuracak ve bir üst insanlık deneyimi için model teşkil edecektir.

 

Siz yaşamsınız. Siz yolsunuz. Dünya sizi takip edecektir. Tek seçimsiz olduğunuz şey yolun kendisi. Yol olduğu gibidir. Sadece yola girmeyi ne zaman seçeceğiniz size bağlı. Dünyanız kendinizle ilgili düşünceleriniz doğrultusunda oluşacaktır. Kendinizle ilgili düşünceleriniz, fiziksel dünyanızda somut olarak ifade bulacaktır.

 

Ne düşünüyorsanız onu yaratırsınız. Ne yaratırsanız o olursunuz. Ne olursanız onu deneyimlersiniz. Neyi deneyimlerseniz o’sunuz. Kim ve ne olduğunuz odur. Neyseniz öyle düşünürsünüz.

 

Ve daire tamamlanır.

 

Siz kimseniz, Ben O’yum.

 

Siz Tanrı’yı tanımlayansınız.

 

Sizi –Kendi parçamı- fiziksel boyutta ifade ettim, kavramsal olarak bildiğim Beni, deneyimsel olarak bilmek için. Yaşam, Tanrı’nın kavramları deneyime dönüştürme aracıdır.

 

Siz Tanrı’sınız. Siz de Kendi Yaşamınızda aynı şeyi yapıyorsunuz.

 

Tanrı İle Sohbet 3 – Neale Donald Walsch

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hitler cehenneme gitmedi.

5/6/2007 · Kategori: Tanri ile sohbet

Tanrı ile sohbet 2 (sayfa 50-79) Neale Donald Walsch

 

Kötülük yoktur.

 

Keşke bu doğru olsaydı.

 

Olduğun gibi mükemmelsin.

 

Keşke bu doğru olsaydı.

 

Doğru. Tohum bir ağaçtan daha az mükemmel değildir. Minicik bir bebek, yetişkinden daha az mükemmel değildir. Kendisi zaten mükemmeldir. Henüz hiçbir şey yapamaması, hiçbir şey bilmemesi, bebeği daha az mükemmel kılmaz. Çocuk hatalar yapar. Ayağa kalkar. Emekler. Düşer. Yine ayağa kalkar, biraz dengesiz olsa da, annesinin bacağına yapışsa da. Bu, çocuğu daha az mükemmel mi yapar?

Bu çocuk mükemmelliğin ta kendisidir. Her haliyle. Sen de öylesin.

 

Fakat çocuk hiçbir şeyi yanlış yapmadı ki! Çocuk bilinçli olarak itaatsiz olmadı, başkasına zarar vermedi, kendini incitmedi ki.

Çocuk doğruyla yanlış arasındaki farkı bilmez ki.

 

Aynen. Sen de öyle.

 

Ama ben biliyorum. İnsanları öldürmenin yanlış, onları sevmenin doğru olduğunu biliyorum. İncitmenin yanlış, iyileştirmenin doğru olduğunu biliyorum. Benim olmayan bir şeyi almanın, başkalarını kullanmanın, sahtekar olmanın yanlış olduğunu biliyorum.

 

Sana tüm bu “yanlışların” doğru olduğu örnekler gösterebilirim.

 

Şimdi de benimle oyun mu oynuyorsun?

 

Hayır. Sadece sana farklı koşulları gösterecektim.

 

Her kuralın bir istisnası olduğunu söylüyorsan, sana katılıyorum.

 

Bir kuralın istisnası varsa, o bir kural değildir.

 

Bana, öldürmenin, incitmenin, başkasından sana ait olmayan şeyi almanın yanlış olmadığını mı söylüyorsun?

 

Bu ne yapmak istediğine bağlı.

 

Tamam tamam anlıyorum. Ama bu, bu şeyleri iyi yapmaz. Bazen insanlar iyi sonuca ulaşmak için kötü şeyler yapmak zorunda kalabilirler.

 

Bu da onları “kötü” yapmaz değil mi?

 

Sonuç, kötü şeylerin yapılmasını haklı çıkarır mı?

 

Sen ne düşünüyorsun?

 

Hayır. Kesinlikle hayır.

 

Öyle olsun.

Ne yaptığını görmüyor musun? Yaşam sürecinde kendine ait bir takım kurallar oluşturuyorsun.

Bir şeyi daha görmüyor musun? Bu son derece normal. Böyle yapman gerekiyor.

Hayat kim olduğuna karar verme ve kararlarını deneyimleme sürecidir.

Vizyonunu genişlettikçe, vizyonuna uygun yeni kurallar oluşturursun! Kendin hakkında düşüncelerin genişledikçe yeni “yap” ve “yapma”lar, “evet”ler, “hayır”lar yaratırsın.

Bu kurallar, sınırsız olan “sen”in sınırsızlığına sınır koyar. Çünkü sen evren kadar sınırsızsın. Hayal gücünle, sınırsız beninle ilgili bir kavram yaratabilirken, sınırlarını da kabul edebilirsin. Böylece belirli bir yerde varolabilirsin.

Ancak bu yolla kendini adım adım bilebilirsin.

Sınırsızlık sınırsızdır. Herhangi belirli bir yerde varolamaz. Çünkü her yerdedir. Her yerde olan, hiçbir belirli yerde olamaz. Tanrı her yerdedir. Bu nedenle, Tanrı belirli bir yerde olamaz. Belirli bir yerde olabilmek için, Tanrı’nın başka bir yerde olmaması gerekirdi. Bu da Tanrı için mümkün değildir. Tek bir şey Tanrı için “mümkün değildir.” Bu da Tanrı’nın Tanrı olmamasıdır. Tanrı “olamayan” olamaz.

Ben her yerdeyim. Her yerde olduğuma göre hiçbir yerdeyim.

HİÇBİR YERDE isem, Ben neredeyim?

ŞİMDİ BURADA.

(Tanrı burada kelime oyunu yapıyor. Hiçbir yer anlamına gelen NOWHERE kelimesini NOW-HERE olarak bölerek HİÇBİR YER’in ŞİMDİ BURADA ile aynı olduğunu söylüyor.)

Şimdi daha iyi anlıyor musun?  Sadece Kim Olduğunu belirleyebilmek için “doğru” ve “yanlış” hakkında fikirlerini nasıl yarattığını görüyor musun? Bu belirleyicilik, bu sınırlar olmaksızın hiçbir şey olmadığını görebiliyor musun?

Ve Kim Olduğun hakkında fikirlerin değiştikçe, sınırlarını da değiştirdiğini görüyor musun? Tıpkı benimle ilgili fikirlerini değiştirdiğin gibi.

 

Evet. Ne söylediğini anlıyorum ama bana bireysel sınırlarım pek değişmiyormuş gibi geliyor. Bana göre öldürmek, çalmak, başkalarına acı vermek daima yanlış geldi. İnsanlığı yönlendiren en büyük kavramlar zamanın başlangıcından beri hep aynı oldu. Ve çoğu insan bu kavramları onaylıyor.

 

Öyleyse neden dünyada hep savaş var?

 

Çünkü daima kurallara uymayan birileri vardır. Her sepette çürük elmaya rastlarsın.

 

Şimdi sana söyleyeceklerimi bazı insanların anlaması ve kabul etmesi çok zor olacaktır çünkü şu anda düşünce sisteminizde doğru olarak bilinen birçok şeye uymayacaktır. Ama bu konuşmanın size bir yardımı olacaksa, kendi inşa ettiğiniz yapay değerlerle yaşamak zorunda olmadığınızı anlayacaksınız. Şimdi bu kitapta bazı kavramlara lafı dolandırmadan gireceğiz. Ama bir sarsıntı yaşanabilir. Hazır mısın?

 

Sanırım, evet. Uyarın için teşekkürler. Bana söyleyeceklerin neden bu kadar çok dramatik ya da anlaması veya kabul etmesi bu kadar zor olacak?

 

Sana şunu söyleyeceğim: “Çürük elmalar” yoktur. Yalnızca senin bakış açına katılmayan insanlar, farklı bir dünya modeli algılayan insanlar vardır. Hiçbir insan kendi dünya modeline uymayan bir şey yapmaz.

 

O zaman, onların “modeli” yanlış. Ben neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyorum. Bazı insanların bunu bilmemesi beni yanlış yapmaz. Yanlış olan onlar!

 

İşte bu tutum, savaşları başlatan şey.

 

Biliyorum, biliyorum. Bilhassa böyle söyledim. Sadece çoğu insanın hep söylediğini tekrar ettim. Ama bu tür insanlara nasıl yanıt verebilirim? Ne söyleyebilirim?

 

Onlara, insanların “doğru” ve “yanlış” kavramlarının kültürlere göre, çağlara göre, dinlere göre, yörelere göre, hatta ailelerden ailelere, bireyden bireye göre değiştiğini söyleyebilirsin.

Onlara bir zamanlar cadılıkla suçlayarak insanları yakmanın o çağa göre “doğru” olduğunu ama bugün için “yanlış” olduğunu söyleyebilirsin.

Onlara “doğru” ve “yanlış” kavramlarının sadece çağa göre değil, ülkelere göre de değiştiğini söyleyebilirsin.

Bir şeyi “yanlış” yaptığı için yargılanan kişi, gerçekten ne yaptığı için değil, nerede yaptığına göre yargılanıyor.

Hitler cehenneme gitmedi.

 

Pekala, Sana birçok insanın düşündüğü ve sormak istediğini bildiğim soruları sormak zorundayım. Hitler gibi bir insan nasıl cehenneme gitmez? Dünyadaki tüm dinler… herhalde hepsi onun lanetlendiğini ve cehenneme gittiğini söylerdi.

 

Öncelikle Hitler cehenneme gidemezdi. Çünkü cehennem diye bir şey yoktur. Bu nedenle gidebileceği tek bir yer vardır. Esas konu Hitler’in yaptıklarının nerede “yanlış” olduğu. Size tekrar evrende “doğru” ve “yanlış” olmadığını söylüyorum. Hiçbir şey varoluşundan dolayı iyi veya kötü değildir. Sadece vardır.

Şimdi Hitler’in bir canavar olduğu hakkındaki düşünceleriniz milyonlarca kişi için öldürme emri verdiği kanıtına dayanıyor değil mi?

 

Tabii ki evet.

 

Peki, size “ölüm” dediğiniz şeyin her insan için “olabilecek en büyük şey” olduğunu söylersem?

 

Bunu kabullenmekte zorlanırım.

 

Dünyada yaşamın, “cehennemdeki” yaşamdan daha mı iyi olduğunu sanıyorsunuz? Ölüm anınızda, bildiğiniz en büyük özgürlüğü, en büyük huzuru, en büyük hazzı ve en büyük sevgiyi hissediyorsunuz.

 

Ölümden sonra hayat ne kadar harika olursa olsun, yaşamımız kendi irademiz dışında sona ermemeli gerçeğini yadsıyorsun. Bu dünyaya bir şeyi başarmaya, bir şeyi deneyimlemeye, bir şey öğrenmeye geldik. Bu hayatın çılgın düşüncelere sahip bir manyak serseri tarafından sona erdirilmesi doğru olamaz.

 

Öncelikle buraya bir şey öğrenmek için gelmedin. Hayat bir okul değildir. Sizin burada amacınız öğrenmek değil hatırlamaktır. Daha büyük bir açıdan, hayat birçok nedenden dolayı “sona erer” … fırtına, zelzele…

 

Onlar farklı. Doğal olaylardan bahsediyorsun.

 

Her olay doğaldır.

“Yanlış” ölüm fikrini irdelemeye devam edelim. Hayatın bir hastalıkla sona ermesi “yanlış” mı?

 

“Yanlış” sözü buraya uymuyor. Bunlar doğal nedenler. Hitler’in insanları öldürmesi gibi değil.

 

Peki kazalara ne diyorsun? Görünmeyen kazalara?

 

Aynı şey. Talihsiz, trajik ama doğal. Belki de Tanrı’nın isteği. Onun ne istediğini bilemeyiz ki. Yüce gizemi çözmeye çalışmak günahtır.

 

Nereden biliyorsun?

 

Eğer Tanrı her şeyi anlamamızı isteseydi, anlardık. Anlamadığımız, ya da anlayamadığımız, Tanrı’nın bizim anlamamızı istemediği içindir.

 

Öyle mi? Anlamıyorsun ve bu Tanrı’nın anlamanı istemediğinin kanıtı. Ama anlamadığın şeyler oluyor ve bu Tanrı iradesinin kanıtı değil…Hmmmmm…

Tanrı’nın iradesine, Tanrı’nın mutlak güç olduğuna inanıyor musun?

 

Evet.

 

Hitler hariç. Bu konu Tanrı’nın iradesine dahil değil.

 

Hayır.

 

Bu nasıl olabiliyor?

 

Hitler Tanrı’nın iradesine uymadı.

 

Peki, Benim İradem Mutlak  Güce sahipse, Hitler’in tüm yaptıklarını nasıl yapabildiğini düşünüyorsun?

 

Ona izin verdin.

 

Ona izin verdiysem, o zaman Benim İrademe göre davranmış olmalı.

 

Öyle görünüyor…ama ne tür bir nedenin olabilir? Hayır. Senin iraden, Özgür Seçimimiz olduğunu söylüyor. Yaptıkları Hitler’in özgür iradesiydi.

 

Çok yaklaştın.

Hitler’in ve hepinizin Özgür Seçimi, Benim İrademdir. Ama benim istediğim seçimleri yapmadığınız için sizi sonsuza dek cezalandırmak, Benim İradem değil. Eğer böyle olsaydı, seçimlerinizde ne kadar özgür olurdunuz? Benim istediğimi yapmadığınız için cezalandırılacağınızı bildiğinizde istediğinizi yapmakta gerçekten özgür olabilir misiniz? Nasıl bir seçim olurdu bu?

 

Bu, suç-ceza sorusu değil. Doğal yasa. Sonuçlara katlanmak…

 

Beni yapılanlardan sorumlu tutmayan, ama yine de intikamcı Tanrı olduğum dinsel öğretilerini iyi öğrenmişsin.

Peki Doğal Yasaları kim yarattı? Eğer yasaları koyan Ben isem, niye bu yasalardan kaçabilme gücünü size vereyim? Eğer sizin bu yasalardan etkilenmemenizi istiyorsam, Benim harika varlıklarım olan sizlerin hiç acı çekmemesi Benim iradem ise, neden acı çekebileceğiniz olasılıkları yaratmış olayım?

Ve neden gündüz gece koyduğum yasalara uymamanız için sizi baştan çıkarayım?

 

Sen bizi baştan çıkarmıyorsun. Şeytan yapıyor.

 

İşte yine Beni sorumlu tutmuyorsun. Teolojinizi, dinlerinizi mantıklı hale sokabilmek için tek yolun Beni güçsüz göstermek olduğunu hala göremiyor musun? Sizin yapay dinleriniz ancak Benimle uyuşmadığında mantıklı hale geliyor!

Gerçekten Tanrı’nın yarattığı bir varlığın davranışlarını kontrol edemediği düşüncesiyle rahat ediyor musun?

 

Senin şeytanı kontrol edemediğini söylemedim. Sen her şeyi kontrol ediyorsun. Sen Tanrı’sın! Sadece kontrol etmeyi seçmiyorsun. Şeytanın bizi baştan çıkarmasına, ruhlarımıza sahip olmaya çalışmasına izin veriyorsun.

 

Ama neden? Bana dönmenizi istiyorsam, bunu neden yapayım?

 

Çünkü sana kendi seçimimizle dönmemizi istiyorsun, seçimsiz olduğumuz için değil. Cenneti ve Cehennemi yarattın, seçimimiz olsun diye. Böylece seçimler yaparak davranabiliriz, tek yol olduğu için o yoldan yürümek zorunda kaldığımız için değil.

 

Bu düşünceye nasıl ulaştığını görebiliyorum. Senin dünyana göre böyle. Benim dünyamın da böyle olduğunu sanıyorsun. Senin realitende, İyi; Kötü olmaksızın varolamaz. Benim için de böyle olduğunu sanıyorsun.

Benim olduğum yerde “kötü” yoktur. Şeytan yoktur. Sadece Her Şey Olan vardır: Birlik. Ve bu Birliğin Farkındalığı ve Deneyimi.

Benim boyutum Mutlak Boyuttur. Bir Şeyin Bir Şeye göre varolmadığı bir boyut. Her Şeyden bağımsız Bir Şey. Sevginin olduğu boyut.

 

Dünyada düşündüğümüz, söylediğimiz ya da yaptığımız hiçbir şeyin sonucu yok mu?

 

Oh, sonuçlar var. Etrafına bak.

 

Ölümden sonra demek istiyorum.

 

“Ölüm” yoktur. Hayat sonsuzdur. Sadece form değiştirirsin.

 

Pekala. Dediğin gibi olsun. Peki, ya “form değiştirdikten” sonra?

 

Form değiştirdikten sonra sonuçlar yok olur. Sadece Bilmek kalır.

Sonuçlar, göreceliğin elementidir. Mutlakta yeri yoktur. Çünkü sonuçlar Linear “zamana” ve art arta gelen olaylara bağlıdır. Mutlak Boyutunda varolamaz.

Bu boyutta yalnızca huzur, haz ve sevgi vardır.

Bu boyutta sizin “şeytanınız” da yoktur.

Bu boyutta sadece iyiliği ve sevgiyi bilirsiniz.

Kendinizin iyi ve sevgiden başka bir şey de olabileceğiniz hakkındaki düşünceniz, çılgın davranışlarınızın kaynağı olan çılgın dış dünyanızdan geliyor. Yargılama ve lanetleme dünyanızdan. Başkaları sizi yargılıyor, onların yargılamalarıyla kendinizi yargılıyorsunuz.

Tanrı’nın sizi yargılamasını istiyorsunuz ve Ben bunu yapmayacağım.

Tanrı’nın sizin gibi davranmadığını anlayamadığınız için kaybolmuş durumdasınız.

Teolojileriniz de kendinizi bulma çabalarınız.

 

Teolojilerimizi çılgın olarak niteliyorsun. Ama hangi teoloji Ödül ve Ceza sistemi olmaksızın yürüyebilir?

 

Her şey, hayatın amacının ne olduğunu nasıl algıladığınıza bağlı. Bu da teolojinin temelini oluşturuyor.

Eğer hayatın bir test, bir deneme, “değerli” olup olmadığınızı anlamak için atlama duvarı olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz bir anlam ifade eder.

Eğer hayatın bir imkan, değerli olduğunuzu (daima değerli olduğunuzu) size hatırlatan bir süreç olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz çılgınca görünür.

Eğer, Tanrı’nın ilgiye, hayranlığa, tapınılmaya ve değer verilmeye muhtaç, egosu büyük bir Tanrı olduğuna, ihtiyaç duyduğu şeyleri öldürmek pahasına alan bir Tanrı olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz bir anlam ifade eder.

Eğer Tanrı’nın egosuz ve ihtiyaçsız ama her şeyin kaynağı olan, tüm bilgeliğin ve tüm sevginin kaynağı olan bir Tanrı olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz parçalanır.

Ağar Tanrı’nın intikamcı bir Tanrı olduğuna, Sevgisinde kıskanç, kızgınlığında acımasız bir Tanrı olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz mükemmeldir.

Eğer Tanrı’nın barışçıl bir Tanrı, Sevgisinden ve Şefkatinden Haz alan bir Tanrı olduğuna inanıyorsanız, teolojileriniz anlamsızlaşır.

Hayatın amacı, Tanrı’yı memnun etmek değildir. Hayatın amacı, Kim Olduğunuzu bilmek ve yeniden yaratmaktır.

Kim Olduğunuzu bildiğinizde Tanrı’yı memnun eder ve Onu gerçek anlamda yüceleştirirsiniz.

 

Niye Tanrı’dan bahsederken dişil sıfat (she) kullanıyorsun? sen dişi misin?

 

Ben ne erkek ne de dişiyim. Sadece sizin ataerkil düşünce sisteminizi sarsmak için dişil sıfat kullanıyorum. Eğer Tanrı’nın bir şey olduğunu düşünüyorsanız, o zaman Tanrı’nın diğer şey olamayacağını da düşünüyorsunuz. Bu da büyük bir hata.

Hitler bu nedenle cehenneme gitmedi.

Cehennem yok. Bu yüzden gidebileceği böyle bir yer yok. Davranışları sizin “hata” dediklerinizdi. Gelişmemiş varlıkların davranışları. Hatalar, lanetle cezalandırılmaz ama düzeltme ve gelişme için imkanlar hazırlanarak düzeltilebilir.

Bir nedenle ölen kişilerin ruhları dünyasal esaretten özgürleşirler.

Tıpkı kozadan çıkan kelebekler gibi.

Ölenlerin ardından ağlayanlar, bu ruhların yaşadığı hazzı bilmedikleri için yas tutuyorlar. Ölümü deneyimleyen hiçbir varlık ölenin ardından yas tutmaz.

Bazı ölümlerin zamansız olduğu için “yanlış” olduğuyla ilgili düşüncelerin, evrende olmaması gereken bir şeyin olabileceğini de öneriyor. Ama bu mümkün değil.

Evrende olan her şey mükemmelen oluyor.

Her şeyde mükemmelliği gördüğünde, sadece senin onayladıklarında değil, özellikle onaylamadıklarında bile mükemmelliği gördüğünde, ustalığa ulaşırsın.

 

Biz insanların yarattığı karmaşık teolojiler hakkında biraz daha konuşmak istiyorum. Örneğin, ben çocukken, günahkar olduğum öğretildi. Tüm insanların günahkar olduğu ve günahkar doğduğu bize öğretildi. Yani günahla doğuyoruz.

 

Size bunu nasıl inandırdılar?

 

Adem ile Havva’nın hikayesini anlattılar. Bebeklerin günahkar olmadığını ama onların neslinden geldiğimiz için, onların suçluluk duygularını ve günahkar doğalarını da taşıdığımızı öğrettiler.

Adem’le Havva yasak meyveyi yediler, iyi ve kötünün bilgisini aldılar. Ve kendilerinden sonra gelecek nesilleri, doğumdan itibaren Tanrı’dan ayrı olmaya mahkum ettiler. Hepimiz bu “Orijinal Günah”la doğduk. Her birimiz suçluluk duygusunu taşıyoruz. Onların Tanrı’ya karşı çıkması gibi Tanrı’ya karşı çıkmayı mı yoksa tüm baştan çıkarılışlara karşı koyarak doğruyu mu seçeceğimizi belirlemek için Özgür İrade verildi bize.

 

Ya kötüyü seçersek?

 

O zaman bizi cehenneme gönderirsin.

 

Öyle mi?

 

Evet, günahlarımızı tekrar etmediğimiz sürece.

 

Anlıyorum.

 

Eğer özür dileyip, affına sığınırsak bizi cehennemden kurtarırsın ama tüm acılardan değil.

Yine de günahlarımızdan arınmak için “Arafat”ta bir süre kalmak zorundayız.

 

“Arafat”ta ne kadar kalmak zorundasınız?

 

Ne kadar günahımız olduğuna bağlı. Ne kadar çok günahımız varsa, onların yanması o kadar uzun sürüyor. Bir de o kadar süre kalıyoruz. Bana söylenenler bu.

 

Anlıyorum.

 

Hiç olmazsa sonsuza dek cehennemde kalmak zorunda değiliz. Ama gerçek günahları işlersek doğrudan cehenneme gideriz.

 

Gerçek günahlar?

 

Gerçek günahlar ciddidir. Ciddi suçlar.teolojik günahlar gibi, öldürmek, tecavüz, çalmak gibi. Küçük günahlar ise pazarları kiliseye gitmemek ya da Cuma günleri et yemek gibi.

 

Bir dakika! Senin Tanrın, cumaları et yediğin için seni Arafat’a mı gönderiyor?

 

Evet. Ama artık değil… 1960’lı yıllardan önceydi bu.

 

Sahi mi? 60’lı yıllarda ne oldu da, günah günah olmaktan çıktı?

 

Papa artık bunun günah olmadığını söyledi.

 

Anlıyorum. Ve senin Tanrın, pazarları kiliseye giderek pazarları Kendisine tapınman için seni zorluyor. Ceza kokusuyla?

 

Kiliseye gitmemek günahtır. Eğer kilisede günahlarını itiraf etmezsen, Arafat’a gitmek zorundasın.

 

Peki, çocuklara ne oluyor? Tanrı’nın pek sevdiği bu kuralları bilmeyen masum çocuklara ne oluyor?

 

Eğer bir çocuk vaftiz olmadan ölürse, Boşluğa gidiyor.

 

Nereye gidiyor?

 

Boşluğa… orası bir ceza yeri değil ama cennet de değil. Sadece… oh… boşluk. Tanrı’yla birlikte olamıyorsun ama şeytanla da buluşmuyorsun.

 

Ama neden güzel masum çocuk Tanrı’yla olamıyor? Çocuk yanlış bir şey yapmadı ki.

 

Doğru, ama çocuk vaftiz edilmedi. Bebekler ya da büyükler ne kadar hatasız ya da masum olurlarsa olsunlar, cennete gitmek için vaftiz edilmeli. Yoksa tanrı onları kabul edemez. Bu yüzden doğumdan hemen sonra çocuklar çabucak vaftiz edilmeli.

 

Bunları sana kim söyledi?

 

Tanrı. Kendi kilisesi aracılığıyla.

 

Hangi kilise?

 

Kutsal Roma Katolik Kilisesi tabii ki. Çünkü o, Tanrı’nın kilisesi. Eğer Katolik olduğun halde başka bir kiliseye gidiyorsan bu da günah.

 

Kiliseye gitmemenin günah olduğunu sanıyordum.

 

Yanlış kiliseye gitmek de günah.

 

“Yanlış” kilise ne demek?

 

Katolik olmayan her kilise demek. Yanlış kilisede vaftiz olamazsın. Yanlış kilisede evlenemezsin. Yanlış kiliseye gidemezsin bile.

 

İyi. Pekala şimdi cennetimiz var, cehennemimiz var, Arafat var, boşluk var, gerçek günah var, küçük günah var… başka bir şey var mı?

 

Kabul günü var, itiraf günü var, şeytandan kurtulma günü var, kutsal günler…

 

Her gün kutsaldır. Her dakika kutsaldır, Şimdi kutsaldır.

 

Evet ama bazı günler daha kutsaldır. O günlerde kiliseye gitmek zorundayız.

 

Yine “zorunluluklar.” Yapmazsan ne olur?

 

Günah.

 

Yani cehenneme gidersin.

 

Ruhunda günah varsa Arafat’a gidersin. Bu yüzden İtiraf Gününe gitmek zorundasın. Ne kadar sık gidersen o kadar iyidir. Bazı insanlar her hafta gidiyor. Bazıları ise her gün. Böylelikle günahlarını temizliyorsun. Temin tut ki, öldüğünde…

 

Vayyy! Sürekli korku içinde yaşamak.

 

Evet, dinin amacı da bu. Tanrı korkusunu içimize sindirmek. O zaman doğruyu yaparız ve günahtan kaçarız.

 

Hmmm! Peki ya itiraf günleri arasında bir günah işlersen ve o arada kazada ya da bir şekilde ölürsen?

 

Merak etme. O anda bile af dilersen…”Tanrım, yaptıklarım için…”

 

Tamam, tamam yeterli.

 

Ama bir dakika. Bu sadece dünyanın dinlerinden biri. Diğerlerini bilmek istemez misin?

 

Hayır. Bu bana dinler hakkında bir fikir veriyor.

 

İnşallah, insanlar inançlarıyla alay ettiğimi düşünmez.

 

Kimseyle alay etmiyorsun, sadece olanı söylüyorsun.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Hitler cehenneme gitmedi. (devam)

5/6/2007 · Kategori: Tanri ile sohbet

“Grup” derken neyi kastediyorsun?

 

“Grup Bilinci” çoğu insan için tanıdık bir kavram değildir. Ama çok güçlüdür. Grup bilincinin farkında olmazsanız, bireysel bilinç üzerinde nasıl hakimiyet kurduğunuzun da farkında olamazsınız. Bu nedenle, eğer gezegeninizde daha zengin bir yaşam deneyimiyle uyum yaratmak istiyorsanız, nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın grup bilinci yaratmak için özel çaba gösterin.

Eğer kendi bilincinizi yansıtmayan bir grup bilinci içinde yer alıyorsanız ve grup bilincini etkileyecek gücü henüz kendinizde hissetmiyorsanız gruptan ayrılmak en akıllıca davranıştır. Yoksa grubun sizi yönlendirmesine izin vermiş olursunuz. Siz farklı bir yöne gitmek de isteseniz, grup içinde kaldığınız sürece, grubun gittiği yöne gitmek zorunda kalırsınız.

Eğer kendi bilincinize uygun bir grup bulamıyorsanız, o zaman yeni bir grubun kaynağı olun. Benzer bilinç boyutunda olanlar seze çekilecektir.

Bireyler ve küçük gruplar büyük grupları etkileyebilme gücüne sahiptir. Gezegeninizde kalıcı ve önemli değişiklikler yaratabilmek için en son nokta, en büyük grubun yani tüm insanlık ailesinde bu etkinin yansımasını  görebilmektir. Dünyanız ve dünyanızın içinde bulunduğu durum, üzerinde yaşayan her canlının toplam bilincinin yansımasıdır.

Etrafınıza baktığınızda ne kadar çok çaba gerektiğini görebilirsiniz. Dünyanın bu halinden memnunsanız, diyeceğim bir şey yok.

Ne yazık ki, çoğu insan dünyanın durumundan memnun. Bu yüzden dünyanızın durumu pek değişmiyor.

Çoğu insan benzerliklerin değil farklılıkların ön plana çıkarıldığı, anlaşmazlıkların kavga ve savaşla çözümlendiği bu dünyadan memnun.

Çoğu insan en güçlünün kazandığı, çoğunluğun doğruyu bildiğini varsaydığı, rekabetin gerekli olduğu, kazanmanın en önemli olduğu bu dünyadan memnun.

Böyle bir sistem, “kaybedenler” yaratıyor olsa da sizin için önemli değil; siz “kaybedenler” arasında olmadıkça.

Çoğu insan, böyle bir sistem, “yanlış” oldukları için yargılanan insanları öldürse de, “kaybedenleri” açlığa ve evsizliğe mahkum etse de, “güçlü” olmayanları sömürse ve hapsetse de sistemden memnun.

Çoğu insan kendilerinden farklı olan her şeyi “yanlış” olarak tanımlıyor. Dinsel farklılıklar başta olmak üzere sosyal, ekonomik ve kültürel farklılıklara anlayış göstermiyor.

“Aşağı” sınıfın, “yüksek” sınıf tarafından sömürülmesi, yüksek sınıfın kendilerini övme ve sömürüyü haklı gösterme çabalarıyla örtbas edilmeye çalışılıyor. Kurbanların sömürüden sonra çok daha iyi koşullarda olduğu ön plana çıkarılıyor. Bu ölçüyle, yüksek sınıf gerçek eşitlik ve adalet ortamında tüm insanlara nasıl davranılması gerektiğini görmezden geliyor. Çok kötü koşulları, az kötü hale getirerek, bu lütuftan(!) olağanüstü kazançlar elde ettiklerini saklamaya çalışıyor.

Çoğu insan şu andaki sistemden farklı bir sistem önerene gülüyor, rekabetin, ölmemek için öldürmenin gerekli olduğunu, galibin “ganimete” hak kazanmasının uygarlığı geliştirdiğini savunuyor.

Çoğu insan, varolabilmek için başka doğal yolun olmadığını, insanların böyle davranmasının insan doğasına uygun olduğunu düşünüyor. Başka bir yolun başarı için gereken içgüdüyü(!) öldüreceğini savunuyor. Bu insanlar, “neyin başarısı?” sorusunu sormuyor.

Gerçekten aydınlanmış varlıkların anlaması zor olsa da, gezegeninizde yaşayan çoğu insan bu felsefeye inanıyor. Bu nedenle çoğu insan; acı çeken çoğunluğun kızgınlığına, azınlıkların bastırılmasına, kendilerinin ve ailelerinin dışındaki insanların da varolma ihtiyaçlarını doyuma ulaştırma güdülerine sahip olduklarına önem vermiyor.

Çoğu insan, kendilerine YAŞAM veren gezegeni mahvettiklerinin farkında değil. Çünkü gözleri, kendi yaşamlarını daha rahat hale getirmekten başka bir amacı göremiyor. Kısa vadeli kazançların, uzun vadeli kayıplar yaratacağını göremeyecek kadar miyoplar.

Çoğu insan grup bilincini bir tehdit olarak algılıyor. Toplumun iyiliği, tek dünya görüşü, Tanrı’nın tüm yaradılışta varolduğu gibi kavramlar yerine, kendilerini bütünden ayrı ve üstün olarak görmeyi tercih ediyor.

“Bir”leşmeye duyulan korku, ayrılığı, uyumsuzluğu, akort bozukluğunu yaratıyor. Ama kendi deneyimlerinizden ders çıkartmaktan bile korkuyorsunuz. Uyumsuz davranışlarınızı tekrar ediyor ve hep benzer sonuçları yaşıyorsunuz.

Başkalarının acılarına kendi acılarınız kadar duyarlı olabilme konusundaki yeteneksizliğiniz, acının sürmesine yol açıyor.

Ayrılık, umursamazlığı, sahte üstünlük duygusunu besler.

Birleşmek, anlayış, empati ve gerçek eşitliği yaratır.

Gezegeninizde üç bin yıldır düzenli olarak süregelen olaylar, kolektif bilincin bir yansıması.

İçinde bulunduğunuz bilinç boyutunun en kibar tarifi ancak, “ilkel” olabilir.

 

Hitler Deneyimi, grup bilincinin doğurduğu bir sonuçtur. Çoğu kişi, Hitler’in bir grubu –kendi ülkesinin vatandaşlarını- belagat gücüyle aldattığını söyleyecektir. Ama bu sorumluluğun tümünü Hitler’in üzerine yıkmaktır. Çoğunluğun istediği de bu. Bir günah keçisi. Hitler, milyonlarca insanın desteği ve boyun eğmesi olmaksızın hiçbir şey yapamazdı. Kendilerine Alman diyen grup, Katliamın sorumluluğunun dayanılmaz ağırlığını da üstlenmek zorunda. Kendilerine “İnsan” diyen daha büyük grup ise hiçbir şey yapmasalar da, Almanya’da yaşanan acılara duyarsız ve umursamaz davrandı. Katliam ancak olağanüstü boyutlara ulaştığında, kalplerdeki buzu eritmeye başladı. Gördüğünüz gibi, Nazi hareketinin gelişebilmesi için gereken bereketli toprağı kolektif bilinç sağladı. Hitler, anın momentumunu yakaladı ama hareketi o yaratmadı.

Bundan ders çıkarmak çok önemli. Sürekli ayrılığı ve üstünlüğü vurgulayan grup bilinci, büyük boyutlardaki şefkat ve anlayışı yok eder. Şefkatin yitirilişini daima vicdanın yitirilişi takip eder.

Katı milliyetçiliğe dayanan kolektif kavram, başkalarının çığlıklarını duymazdan gelir. Ama herkes senin sesini duymalıdır. Eğer duymazsa bunu “düzeltmek” için savaşın “haklı savaş” olduğu konusunda hak iddia edersiniz.

Auschwitz, “Yahudi Sorunu”nu “düzeltmek” amacını taşıyan bir Nazi “çözümüydü”.

Hitler Deneyiminin dehşetini, insan ırkına karşı yapılan katliamda değil, insan ırkının buna izin vermesinde görün.

Esas dehşete düşmeniz gereken şey Hitler’in varlığı değil, milyonlarca insanın onun peşinden gitmiş olması. Utanç, sadece Hitler’in milyonlarca Yahudi’yi öldürmesi değil, milyonlarca Yahudi öldükten sonra Hitler’e dur denilmesi.

Hitler Deneyiminin amacı, insanlığa kendini aynada göstermekti.

Tarih boyunca, size Gerçekten Kim Olduğunuzu hatırlatan birçok öğretici geldi. Bu öğretmenler size insan potansiyelinin en alçak ve en yüksek boyutlarını gösterdi.

Bu öğretmenler insan olmanın ne demek olduğunu nefes kesen son derece açık örneklerle size gösterdi. Sahip olduğunuz bilinçle hangi uç noktalara kadar gidebileceğinizi değişik deneyimlerle tekrar tekrar gördünüz.

Şunu daima hatırlayın: Bilinç her şeydir ve bilinç deneyimlerinizi yaratır. Grup bilincinin gücü olağanüstü güzellikler de, olağanüstü çirkinlikler de yaratır. Seçim daima sizin.

Grubunuzun bilincinden doyum bulmuyorsanız, değiştirmeye çaba gösterin.

Başkalarının bilincini değiştirmenin en iyi yolu, onlara örnek olmanızdır.

Eğer örnek olmanız yetmiyorsa, kendi grubunuzu oluşturun. Başkalarının da deneyimlemesini istediğiniz bilinç boyutunun kaynağı siz olun. Siz oldukça onlar da olacaktır.

Her şey sizinle başlar. Her şey.

Dünyanın değişmesini mi istiyorsunuz? Önce kendi dünyanızı değiştirin.

Hitler size harika bir olanak sundu. Hitler Bilinci de, İsa Bilinci de size kendiniz hakkında gerçeği gösteriyor. Hitler de, Buda da, Cengiz Han da, Hare Krişna da, Hun lideri Atilla da, İsa da büyük farkındalıkta yaşıyor. Belleğinizde olduğu sürece de canlılıklarını sürdürüyor. Bu yüzden Yahudiler, Holocaust abidelerini inşa ettiler. Unutmamanız için Hepinizin içinde bir parça Hitler var. Sadece dereceleri farklı.

İnsanı yok etmek, insanlığı yok etmektir.

 

Yani Hitler insanın ulaşabileceği vahşet boyutunu, insanın ne kadar alçalabileceğini bize göstermek için ders olarak gönderildi.

 

Hitler size gönderilmedi. Hitler’i siz yarattınız. O kolektif Bilincin bir ürünü. Kolektif bilinç uygun olmasaydı Hitler de olmazdı. İşte alacağınız ders bu. Hitler deneyimini yaratan, “ayrılık”, bölücülük ve üstünlük bilincidir.

“Sen” ve “Ben” yerine “Biz” olan Birlik, Bütünlük bilinci ise İsa Bilincini yaratır.

Acı sadece “senin” değil “bizim” olduğunda, haz sadece “benim” değil “bizim” olduğunda, bütün yaşam deneyimi de Bizim olur. İşte o zaman gerçekten Bütün Yaşamı deneyimleriz.

 

Hitler neden cehenneme gitmedi?

 

Çünkü Hitler sadece yaptığını yaptı. Size yeniden şunu hatırlatmak isterim: uzun yıllar boyu milyonlarca insan, Hitler’in “haklı” olduğunu düşünüyordu. O zaman Hitler’in de kendisini haklı gördüğüne niye kızıyorsunuz?

Çılgınca bir düşünceniz varsa, on milyon kişi de düşüncenize katılıyorsa, hiç de çılgın ya da deli olduğunuzu düşünmezsiniz. Sonunda, dünya Hitler’in “yanlış” olduğuna karar verdi. Dünya insanı Kim Oldukları ve Kim Olmayı Seçtikleri konusunda yeni bir değerlendirme yaptı. Hitler Deneyimi, bu değerlendirmeyi yarattı.

Hitler, sadece insanlık boyutumuzu ölçmek için bize cetvel tuttu! Kendimiz hakkındaki sınırlı düşüncelerimizi ölçebilmemiz için bir parametre oluşturdu. İsa da spektrumun diğer ucunda aynı şeyi yaptı.

Tarih boyunca bir çok İsalar, birçok Hitlerler geldi geçti. Bundan sonra da gelecek. Aranızda yüksek ve düşük bilince sahip nice insan yürüyor. Tıpkı sizin diğer insanların arasında yürüdüğünüz gibi. Siz hangi bilinci seçiyorsunuz?

 

Hala Hitler’in neden cehenneme gitmediğini anlayamıyorum. Onun gibi biri, yaptıklarından dolayı nasıl ödüllendirilebilir?

 

Öncelikle ölümün bir son değil, başlangıç olduğunu anla.

Ölüm kapanış değil, bir açılıştır.

Çünkü hayat sona ermez, çok daha harikulade, çok daha huzurlu, haz ve bilgelik dolu bir boyutta sürer. Bunu sizin anlayabilmeniz imkansız ve tarifi çok zordur.

Buda, “Hayat acı çekmektir” der. Buda haklıydı.

 

Söylediğini kabul etsem bile, Hitler kötülük yaptığını düşünüyordu.

 

Hayır, o “kötü” bir şey yaptığını düşünmüyordu. Hatta kendi halkına yardım ettiğini düşünüyordu. İşte bunu anlamıyorsunuz.

Hiç kimse kendi dünya modeline göre “yanlış” olan bir şey yapmaz. Eğer Hitler’in kendisinin bir çılgın olduğunu bile bile çılgınca davrandığını düşünüyorsanız, insan deneyiminin karmaşıklığıyla ilgili hiçbir şey anlamıyorsunuz demektir. Hitler, halkı için iyilik yaptığını düşünüyordu. Halkı da böyle düşünüyordu! Esas çılgınlık buydu! Ülkenin çoğunluğu onun düşüncelerine katılıyordu.

Hitler’in “yanlış” olduğuna karar verdiniz. İyi. Bu ölçüyle kendiniz hakkında daha çok şey biliyor, kendinizi daha farklı tanımlıyorsunuz. İyi. Ama Hitler size bunu gösterdiği için onu lanetlemeyin.

Birileri size ayna tutmalıydı.

Sıcağı bilmeden soğuğu bilemezsiniz, aşağıyı bilmeden yukarıyı, sağı bilmeden solu bilemezsiniz; birisini lanetleyip diğerini yüceltmeyi. Bunu yapmanız, anlamadığınızı gösterir. Asırlar boyu insanlar Adem ile Havva’yı lanetleyip durdu. Onların İlk Günahı işlediğini savundu. Size şunu söyleyeyim: o, İlk Günah değil, İlk Bilinçti. İyi ve kötü ayırımını öğrenmemiş olsaydınız, iki olanağın aynı anda varolduğunu da bilemezdiniz. Adem’in Düşüşü diye adlandırdığınız bu bilgiden önce, iki olanak yoktu, “Şeytan” da yoktu. Herkes ve her şey sonsuz mükemmellik içindeydi. Gerçek anlamda bir “cennetti”. Ama siz bunun cennet olduğunu bilmiyordunuz. Mükemmelliği deneyimlemiyordunuz. Çünkü mükemmellikten başka bir şey bilmiyordunuz. Adem ile Havva’yı lanetlemeli mi, yoksa teşekkür mü etmelisiniz?

Hitler’le ne yapmam gerektiğini düşünüyorsunuz?

Size söyleyeyim: Tanrı’nın sevgisi, Tanrı’nın şefkati, Tanrı’nın bilinci ve Tanrı’nın affediciliği, Tanrı’nın planı ve Tanrı’nın amacı en korkunç caniyi, en korkunç suçu da içine alacak kadar geniş.

Bu söylediklerime katılmayabilirsiniz. Önemli değil. Buraya neyi keşfetmeye geldiğinizi şimdi öğrendiniz.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::