Dışarıda hiçbir şey yok

14/11/2006 · Kategori: Tanrilar okulu

En sarsılmaz inancın, en zararlı inanışın, kendin dışında bir dünyanın varlığına; bağımlı olduğun bir şeye veya birisine; sana bir şeyler veren veya senden alan, seni seçen veya suçlayan bir şeye veya birisine inanmandır.

 

Bir savaşçı, bir anlığına bile dıştan gelecek bir yardıma inansın, derhal yıkılmazlığını yitirir.

 

Dışarıda hiçbir şey yok.

Hiçbir yerden gelecek bir yardım yok.

 

İnsanın en kötü hastalığı bağımlı olmaktır.

Başkalarına ve onların yargılarına bağımlı olmaktan kötüsü yoktur.

Kendimizin dışındaki bir şeye aşık olup kendimizi unutmak, bağımlı olan dünyanın keşmekeşi içinde kendimizi yitirmek, kişisel gerçekliğimizin tek yaratıcısının kendimiz olduğunu unutmak demektir.

 

Kendi dışımızda bir dünya yoktur, her neyle karşılaşır,görür ve dokunursak ‘bizi’ yansıtmaktadır. İnsanın yaşantısındaki diğer kişiler, olaylar ve koşullar, onun koşullarını meydana serer. Dünyayı suçlamak; şikayet etmek, kendini haklı göstermek ve saklanmak, düşmüş bir insanlığın göstergeleri, ‘gerçek’ bir iradenin yokluğu kadar, bağımlı olmanın da kesin semptomlarıdır.

 

Dünyayı her an sen yaratıyorsun.

Bir kişi bütün ve gerçekse, kendine egemen olduğundandır; olayların görünür dinamizmi ve konumların çeşitliliği yerine, dünyanın kendisinin aynası olduğunu bilir.

 

İster iyi, ister kötü olsun, güzel veya çirkin, doğru veya yanlış, kişinin karşılaştıkları hepsi, gerçeklik değil, kendi yansımalarıdır. Herkes daima ve yalnızca, kendisi neyse onu biçer. Tohum da harman da sensin.

İşte bu nedenle tarihteki bütün devrimler hep başarısızlığa uğramıştır. Onlar dünyayı dıştan değiştirmeye kalkıştılar.

Bundan böyle yardım almak için dünyaya bel bağlama. Ötesine geç! Dünyayı geliştirenler, ancak dünyanın ötesine geçenlerdir.

Ötesine geç!

İnsan yüzyıllardır, kendi yansıttığı film içindeki görüntüleri değiştirebileceğine inanarak ekranı kazıdı.

 

Sen, bu budalalığı bırak!

Savaşları, devrimleri ve ekonomik, politik ve sosyal reformları unut; her olanın ardındaki gerçek nedenle ilgilen. Düşlenenle değil, yüreğindeki düşleyenle ilgilen. En büyük devrim, tüm girişimlerin en büyüğü, ama tek anlamlı olan, kendini değiştirmektir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

İnançlarını alt üst et!

12/10/2006 · Kategori: Tanrilar okulu

İnançlarını alt üst et!

Kişinin geçmişi, günü ve geleceği, kendi yolunda yürürken başından geçen olaylar, koşullar ve deneyimler, kendi inançlarının yansıttığı gölgelerdir. Onun varoluşu ve yazgısı, kendi yargılarıyla düşkünlüklerinin elle tutulur gözle görülür hale geçmesidir.

Algıladığın, gördüğün ve dokunduğun her şey, bir görünmezlikten kaynaklanır. Bir insanın yaşantısı, düşlediklerinin bir gölgesi, ilkelerinin gözler önüne serilmesi ve görünür dünyada inandığı her şeydir.

Herkes, kuvvetle inandığı bir şeyin hep gerçekleştiğini görür. Kişi daima yaratır. Karşısına çıkan engeller, maddeleşen kendi sınırları, çekişmeci fikirleri ve zayıflığıdır.

Yoksulluğa inanan biri var, hastalığa tapan biri; sürekli olarak kıtlığa ve kısıtlamaya inanan ve her şeyini suçluluk üstüne yatıran biri.

Bir insan, benliğinin en karanlık durumlarında bile daima yaratır.

Kimsenin inancı bir başkasından fazla değildir. Herkes, yönetmek ve üzerinde yatırım yapmak için inançta kendi payına sahiptir; herkes eşit derecede almıştır. İnsanların arasındaki farkı ortaya çıkartan şey, ayrı bir yazgıya ait olmalarına neden olan şey, inançlarının yönü, herkesin bilinçsizce bile olsa, vurmaya niyetlendiği hedefin farklı niteliğidir.

 

Madem herkes inanç sahibi, ya da eşit derecede inanç sahibi, o zaman, “bir hardal tanesi kadar imanınız olsa…” sözleri ne anlama geliyor.

 

Kişi imanının yönünü bir milim oynatacak kapasiteye sahip olabilseydi; inançlarının gücünü olsun değiştirebilse ve onları ölüm yerine yaşama yönlendirebilseydi, olaylar dünyasında dağları yerinden oynatabilirdi.

Şimdiye dek, bütün insanlar gibi senin de yaşamının amacı, varlığının hedefi, kendini yüreğinde öldürmek olmuştu. Hastalık, Yaşlılık, Ölüm, insanoğlunun binlerce yıldır tapındığı tanrılardır. İşte insanlar yaşamdan, sonsuz düşlerinden böyle hüzünlü bir biçimde vazgeçtiler.

“Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa…” demek, ‘görüşteki en ufak yükselme, en küçük dönüşüm, ölümlü yazgımızın yönünü değiştirebilirdi’ anlamına gelmekteydi.

‘Düş’, var olan en gerçek şeydir.

Kendi sınırlarını ‘görmek’ ve onları belirleyip etraflarını çevirmek, kendini onlardan kurtarıp özgür olmak demektir! İnsanın yaşamı olumsuz duygularla yönetilmektedir. Yüreğinde taşıdığı kızgınlık, başına gelen tüm mutsuzlukların ve felaketlerin sebebidir.

 

Sadece bir zaman meselesi. Zamanı gelince hepimiz hedefimizi tutturacağız. Sonunda hepimiz kazanacağız. Neye inandıysak hepimiz öyle olacağız. Hepimiz neyi bozmadan koruduysak onu elde edeceğiz; sen, kendi sefilliğini, hatalarını ve ölümü; ben, mükemmeliği, sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Alt üst etmeyi öğrenmek

7/8/2006 · Kategori: Tanrilar okulu

Tanrılar Okulu Oluş Okulu’dur, bir dönüştürme okulu.

Tanrılar Okulu; başkalarına egemen olmadan önce kendimize egemen olmayı öğrendiğimiz yerdir. Bir alt üst etme Okulu, fikirlerin, inanışların ve en önemlisi, ölümün kaçınılmaz olduğu düşüncesinin alt üst edildiği yer.

“Dönüş yolu” kişinin kendi geçmişini iyileştirmesi için çok büyük bir fırsattır. Dünya geçmiştir. Her kimle buluşursan buluş, her neyle karşılaşırsan karşılaş, hep geçmiştir. Şimdi gözünün önünde olsa bile, gördüğün ve dokunduğun ne varsa kendi durumlarının elle tutulur gözle görülür halidir. Geçmiş küldür. Şimdi şu anda gördüğün ve dokunduğun dünya, senin olduğun her şeyin somutlaşmasıdır. Yaşamında, düşüncelerince daha önce onaylanmayan hiçbir şey oluşamaz.

Dünya küldür. Üfle, yok et gitsin onu.

Vizyon ve gerçeklik bir ve özdeştir. Dünya senin yansımandır. İnanışlarını alt üst et, dünya bir gölge gibi senin izinden gelecektir. Gerçeklik yeni bir vizyonun biçimini alacaktır.

Bir gün dışarıdan alınacak hiçbir şey olmadığını anlayacaksın; bildiklerine ekleyebileceğin hiçbir şey olmadığını. Öğretiler ve deneyimler senin anlama düzeyine herhangi bir şey katmayacaklardır. Gerçek bilgi sadece “anımsanabilir”.

Bir kişinin bilgisi kendisinden ne daha büyük, ne de daha küçük olabilir. Bir kişi yalnızca kim olduğunu ‘bilir’, buna karşın bilgisi onun kim olduğunu belirleyemez.

Her şeyden önemlisi, bilmek var olmak demektir. Ne denli çoksan, o denli bilirsin!

Bilgi, insanin devretmesi mümkün olmayan, vazgeçilmez malidir.

Ekleyecek hiçbir şey olmadığını bir gün göreceksin, ama bilmek için elenecek çok fazla şeyinin olduğunu da.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Bir olay ne iyi, ne de kötüdür. Yalnızca bir fırsattır.

6/5/2006 · Kategori: Tanrilar okulu

 Bir gün dışarıdan alınacak hiçbir şey olmadığını anlayacaksın; bildiklerine ekleyebileceğin hiçbir şey olmadığını. Öğretiler ve deneyimler senin anlama düzeyine herhangi bir şey katmayacaklardır. Gerçek bilgi sadece ‘anımsanabilir’.

 Bir kişinin bilgisi kendisinden ne daha büyük, ne de daha küçük olabilir. Bir kişi yalnızca kim olduğunu ‘bilir’, buna karşın bilgisi onun kim olduğunu belirleyemez.

 Her şeyden önemlisi, bilmek var olmak demektir. Ne denli çoksan, o denli bilirsin!

 Bilgi, insanin devretmesi mümkün olmayan, vazgeçilmez malıdır. Kendisi kadar eskidir.

 Ekleyecek hiçbir şey olmadığını bir gün göreceksin, ama bilmek için elenecek çok fazla şeyinin olduğunu da.

 

 Gerçek bir gelişme, oluşta bir değişim olduğunu gösterir. Gerçek bir gelişme, yeni bir düşünüş biçiminin benimsenmesiyle, eskimiş, ölümcül zihniyetin bırakılması sonucunda, oluşun birliğine doğru bir evrimleşme veya büyüme demektir. Yalnızca oluştaki bir değişim, insanı özgürlükte, aydınlanmada ve mutlulukta daha yüksek düzeylere çıkartabilir.

 Hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor! Her şey benzerini kendine çeker. Cennet parçacığı cennete doğru, cehennem parçacığı cehenneme doğru yol alır.

 Benlik durumlarımız uygun olayları çeker ve bu olaylar, yeniden aynı durumlara düşmemize neden olur. Sadece irade gücü bu sonsuz döngüyü, hiç sonu gelmeden kendi kendine oynanan bu oyunu durdurabilir ve kişinin var oluşunun içine düştüğü ipnotik çemberi kırabilir. Düşünce yaratıcıdır. Düşünce yaratır. Olaylar düşüncelerimizin, benlik durumlarımızın, elle tutulur gözle görülür olmasıdır. Bundan dolayı, olaylar ve durumlar aynı şeydir. Durumlar, her kişinin benliğinde üretilirken, olaylar, zaman içinde ve iradesinden bağımsız olarak ortaya çıkıyormuş gibi gözükerek yaşamda oluşur. Hâlbuki gerçekte, onlar için sürekli yakaran ve farkında olmadan onları yaratan biziz.

 İster olumlu, ister olumsuz olsun insanın düşünceleri daima yaratıcıdır ve ortaya çıkacak bir zamanı hep bulur.

 Düşüncelerimiz, yollayıp unuttuğumuz, elimizle yazılmış davetiyeler gibi onlara karşılık gelen olayları kendine çeker. Koşullar, bulaşmalar, olaylar, sorunlar ve aksilikler, sürçmeler ve başarısızlıklar, yani üstü örtülü bir biçimde kendisine yakardığımız istenmeyen konuklarımız, artık onları aklımıza bile getirmediğimiz uygun bir zamanda kapımızı çalarlar. Onların beklenilmeden ve birdenbire olduğunu sanmamızın asıl nedeni, bizim kendi durumlarımıza dikkat etmememizdir.

 Beklenilmeyen, hep uzun bir hazırlık dönemi gereksinir.

 İster bilinçli, ister bilinçsiz verilmiş olsun, kişinin başına kendi rızası olmadan hiçbir dış olay gelemez. Öncelikle psikolojisinden geçmeden, hiçbir şeyle karşılaşamaz.

 Düşünce bu yüzden çok güçlüdür.

  Olgular, olaylar ve deneyimler olarak nitelendirdiğimiz ve yaşamda gerçekleşme olanağı bulunan her şey, kendileriyle aynı dalga boyunda olanlarla buluşmak üzere halen uygun adım yürüyen benlik durumlarımızdır. Durumlar, gerçekleşmek için doğru zamanın gelmesini bekleyen olaylardır.

 Duygularımızın kalitesi, düşüncelerimizin genişliği, tam şu andaki ruh halimiz, görünür dünyada nelerin gerçekleşeceğine ve kendi yaşamımızda başımıza gelecek olayların türüne karar vermektedir.

Düşünüş yazgıdır.

Düşündüklerimiz yükseldiğinde yaşamımız yücelir.

 

 Var oluş bizim buluşumuzdur ve bu yüzden sadece bize bağlıdır.

 Yeryüzündeki var oluş, bizim yüce Okulumuzdur. İnsanlığın gözüne bir hapishane gibi gözüken, bir yaşam Okulu. Vizyonumuzu tepetaklak etmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. İnsanların genellikle zorluk veya felaket olarak gördükleri ne varsa, her ne pahasına olursa olsun kaçındıkları ne varsa, bunların hepsi aslında olum psikolojilerini bir yaşam psikolojisine dönüştürmelerini sağlayacak çok değerli malzemelerdir.

Bu dünyadaki yaşantı, bir Tanrılar Okuludur.

Karışıklık, şüphe, kargaşa, kriz, kızgınlık, umutsuzluk ve acı, hepsi büyüme sağlayabilecek mükemmel durumlardır.

 Her gerçek iyileşmede süreç yürekten başlamalıdır. Dünyayı yaratan benliğimizdir; benliğimizi yaratan dünya değil!

 Suçu olaylara yükleme. Bir olay ne iyi, ne de kötüdür. Yalnızca bir fırsattır.

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::