05 11 2006

Çalışma-Byron Katie

Salon doluydu. Sahnedeki beyaz saçlı, tatlı sesli kadının pırıl pırıl parlayan mavi gözlerinden sevgi akıyordu. Varlığından sessizce etrafa yayılan şefkat, anlayış ve bilgelik karışımı bir enerji, hepimizi sarıp sarmalamış, içimizde hoş duygular uyandırmıştı. Kendinden emin bir tavırla konuşan, öğretmenlik taslamadan fikirlerini yalın sözcüklerle telaffuz edebilen, tek amacı geliştirdiği yöntemi ondan faydalanabileceklere ulaştırmak olan bu kadını ilk ve son kez o gün gördüm. Ama, aradan sekiz yıl geçmesine rağmen söylediklerini hiç unutmadım.
Time dergisinin, "Yeni yüzyılın vizyoneri" söylemiyle tanımladığı, Eckhart Tolle'ün "Gezegenimiz için büyük bir lütuf," diyerek andığı Byron Katie, 1986 yılında geçirdiği bir uyanış deneyimi neticesinde, "The Work / Çalışma" adını verdiği bir yöntem keşfetmiş. Kişinin kendisine acı veren tüm düşüncelerini teker teker sorgulamasına imkân tanıyan, bu düşüncelerin gerisindeki inançlarını, algılarını, duygularını fark edip zihnindeki düğümleri çözmesine yarayan, dolayısıyla da gerçeklerle tartışmak yerine olayları olduğu gibi kabul edip sanrılardan kurtulmayı kolaylaştıran Çalışma, çok basit ve etkili bir yöntem.
"Korku, sahip olduğumuz bir şeyi kaybedeceğimiz ya da istediğimiz bir şeyi elde edemeyeceğimiz inancından kaynaklanır," diyen Katie, Yeni Çağ'ın en saygın şahsiyetlerinden biri haline gelmeden önce, ruhani kavramlarla uzaktan yakından ilgisi olmayan; boşluğunu bol yemek, içki, uyuşturucu ve paranoya ile doldurduğu bir yaşam sürüyormuş.
Depresyonu iyice derinleştiğinde, sürekli intihar etmeyi düşünüyor, mecali kalmadığı için yatağından çıkamıyor, yastığının altına sakladığı tabancanın güven veren varlığıyla karabasanlarını kovalamaya çabalıyor, çaresizlik içinde bocalayan kocasını ve üç çocuğunu terörize ediyormuş.
10. yılın sonunda, tedavi görmek için gittiği bakım evinde hayat bir anda değişmiş. Beklenmedik bir kahkahayla birlikte gelen aydınlanma hali, zihnindeki tüm kavram ve yorumları bir çırpıda silmiş. Hakikati düşünceleriyle çarpıtmadan, sadece 'olduğu gibi' seyredebilmenin hazzıyla kendinden geçen Katie, depresyonunun karşılaştığı olaylardan değil de, etrafındaki dünyayı değerlendiren kişisel inançlarından kaynaklandığını idrak etmiş. Gerçeği olduğundan farklı bir biçimde yorumladığında; "Kocam beni daha fazla sevmeli, çocuklarım beni takdir etmeli" gibi düşüncelere saplandığında acı çektiğini, bu düşüncelere 'inanmaktan' vazgeçtiğinde, acının aniden kaybolup yerini huzura bıraktığını fark etmiş.
20'yi aşkın dile çevrilen, Loving What Is adlı kitabında "İnsanlar bana sık sık 1986'dan önce dinimin olup olmadığını sorarlar," diye yazmış, "'Çocuklarım çoraplarını toplamalılar.' Dinim buydu... Derken bir gün, Çalışma içimde yaşamaya başladıktan sonra, bunun doğru olmadığını anladım. Gerçek şuydu ki, bunca yıllık dırdıra, nasihata ve cezaya rağmen onlar her gün çoraplarını yerde bırakıyorlardı... Sorun kime aitti? Problem bendim. Yerdeki çoraplara odaklanan düşüncelerimdi yaşamımı zorlaştıran, çorapların kendisi değil. Ve çözüm kimdeydi? Yine, bende. Fakına vardım ki, ya haklı olabilirdim ya da özgür. Çocuklarım için hiçbir düşünce sarf etmeden yerdeki çorapları toplamam birkaç dakika aldı. Sonra çok şaşırtıcı bir şey gelişti. Çorapları toplamayı sevdiğimi kavradım. Bu, onlardan ziyade kendim içindi... En nihayetinde, bundan keyif aldığımı fark ettiler, öneriye ihtiyaç duymadan çoraplarını toplamaya başladılar.
Ebeveynlerimiz, çocuklarımız, eşlerimiz ve arkadaşlarımız kendimizde tanımayı istemediklerimizin ayrımına varana kadar, tekrar tekrar tüm düğmelerimize basacaklar. Her seferinde özgürlüğümüze işaret edecekler."
Katie çok haklı. Çevremize projekte ettiğimiz düşüncelerimiz, yani o pek şahsi 'hikâyemiz', bizi kendi realitemizden kopararak, küçücük bir dünyaya hapsediyor. Acıyla kıvranan ruhumuzu ölümcül bir yalnızlığa gark ediyor.

 

ÇALIŞMA

Byron Katie'nin, "Komşunu yargıla, bir kâğıda yaz, dört soru sor ve yazdıklarını tersine çevir," diyerek tanımladığı "The Work" / "Çalışma", kişinin stres yaratan düşüncelerini kolaylıkla soruşturabildiği bir yöntem.
"Çalışmanın amacı utanç ve suçlamak değildir," diye izah ediyor Katie, "Sözlerinizi tersine çevirmenin gücü, dışarda gördüğünüz her şeyin kendi düşüncelerinizin bir yansıması olduğunun keşfinde yatar... Yargıladığınız insanın masumiyetini keşfetmeniz eninde sonunda kendi suçsuzluğunuzun farkına varmanızı sağlayacaktır."
Çoğu kez kendimizi haklı çıkarmak ya da savunmak uğruna olaylara ve insanlara yapıştırdığımız yaftalar, onlar için uydurduğumuz kılıflar ve kavramlar, gerçeklerle hiçbir ilişkisi olmayan bir dizi 'hikâyeden' ibaret. Dünyaya kendi hikâyelerimizin penceresinden bakmayı bırakıp olguları aynen olduğu gibi kabullenmeyi öğrenebildiğimizde, hissedeceğimiz derin ve kesintisiz huzur özgürlüğümüzü bahşedecektir.
İnsanın düşüncelerini sansür etmeden bir kâğıda aktarması ve sorgulaması ilginç bir tecrübe. Çalışmayı yaparken zihninizin durduğunu, algılarınızın ve inançlarınızın gerçeği nasıl çarpıtıp bambaşka bir hale soktuğunu göreceksiniz. Düşüncelerinizi ameliyat masasına yatırmaya hazırsanız, sizi rahatsız eden her kim ise onu bulun ve acımasızca yargılayın! Şu sorulara kısa cümlelerle cevap vererek:
1) Kimi ya da neyi sevmiyorsunuz? Sizi sinirlendiren kimdir ya da nedir? Sizi üzen, hayal kırıklığına uğratan kimdir/nedir?
Örnek: Ben Ahmet'e kızıyorum, çünkü o beni anlamıyor. Bana bağırıyor ve kendimi kötü hissetmeme neden oluyor.
2) Onların nasıl değişmesini istiyorsunuz? Ne yapmalarını istiyorsunuz?
Örnek: Ahmet'in beni koşulsuz sevmesini istiyorum. Beni anlamasını istiyorum. (İsteklerinizin listesini yapın.)
3) Onlar ne yapmalı/yapmamalı, olmalı, düşünmeli ya da hissetmeli?
Örnek: Ahmet benim hislerimi göz önüne almalı. Yeteneklerimi takdir etmeli. Daha fazla spor yapmalı. Bu kadar fazla televizyon seyretmemeli.
4) Gereksinim duyduğunuz bir şey var mı? Size vermelerini arzu ettiğiniz nedir ya da mutlu olmanız için ne yapmaları gerekiyor?
Örnek: Ahmet'in onu sevdiğimi anlamasına ihtiyacım var. Beni dinlemesine ve anlamasına ihtiyacım var.
5) Onlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir liste yapın.
Örnek: Ahmet bilinçsiz ve şefkatsiz. Kocalar hep duyarsız.
6) Bu insanla ya da durumla yeniden tecrübe etmek istemediğiniz nedir?
Örnek: Ahmet'le asla tartışmak istemiyorum.
Biraz sonra verdiğiniz bu yanıtları tersine çevireceksiniz. Ama ilk önce şu dört soruyu sormanız gerekiyor. Yazdığınız her bir cümle için:
1) Doğru mu?
2) Bunun doğru olduğunu hakikaten bilebilir miyim?
3) Bunu düşündüğüm zaman nasıl bir reaksiyon gösteriyorum?
a) Bu düşünceyi/hikâyeyi bırakmam için bir neden görebiliyor muyum?
b) Bu düşünceyi/hikâyeyi acı çekmeden korumak için bir neden görebiliyor muyum?
4) Bu düşünce olmaz ise ben kim ya da ne olurum?
Örnek: Ahmet'in beni anlamadığı doğru mu? Bunun doğruluğundan tamamen emin olabilir miyim?.. (Biraz durun, bekleyin ve kalbin cevap vermesine izin verin.) Ayrıca, Ahmet kocanız ise, bu yakınışınızın gerisinde, "Kocalar anlayışlı olmalı," inancı yatmaktadır. Bu doğru mudur? Dünyadaki tüm kocalar anlayışlı mıdır? Buna vereceğiniz "hayır," yanıtı gerçeğin ta kendisi değil midir? Dolayısıyla da gerçekle tartışmak, acıdan başka ne verebilir?
Geldik cümleleri ters çevirmeye... "Ahmet bana kızıyor çünkü ben onu anlamıyorum." Ben kendime kızıyorum, çünkü Ahmet'i anlamıyorum. "Ben bana kızıyorum, çünkü kendimi anlamıyorum." "Ben Ahmet'e bağırıyorum ve kendini kötü hissetmesine neden oluyorum." "Ben bana bağırıyorum ve kendimi kötü hissetmeme neden oluyorum." Bu ayıltıcı egzersizi yaparken beyninizde ve yüreğinizde ziller çalmaya başladığında dikkat edin. Çünkü o zaman gerçeğe dokunduğunuzu; aradıklarınızın içinizden, ruhunuzun derinliklerinden yükseldiğini şaşırarak fark edeceksiniz.
*Çalışma'yı daha detaylı bir şekilde incelemek isterseniz,
www.thework.com sitesinden yararlanabilirsiniz.

 

"Düşmanınızı bir dost gibi görene kadar Çalışma'nız bitmemiştir," diyor Byron Katie, "Bu onu yemeğe davet edeceğiniz anlamına gelmiyor. Arkadaşlık içsel bir tecrübedir. Onu bir daha görmeyebilirsiniz, hatta onu boşayabilirsiniz, ama onu düşündüğünüzde hissettiğiniz stres midir yoksa huzur mu?"
Tecrübeyle sabit. Çalışma ile tanıştığım o ilk günlerde zihnim isyan etmiş, bu yöntemin işlemediğini ispatlamak için gayet mantıki (!) savlar öne sürmüştü. Sizinki de böyle taktiklere başvurursa, aradığınızın sadece huzur olduğunu hatırlayın ve şu dört sorunun derinine inmeye çalışın:
Doğru mu? Yanıtınız, "Hayır," ise, üçüncü soruya geçebilirsiniz. Eğer değilse, içinize dönün, kalbin cevap vermesine izin verin ve yine sorun:
Bunun doğru olduğunu hakikaten bilebilir miyim? Gerçeği Tanrı'dan başka kim bilebilir ki? Kendiniz ya da karşınızdaki insan için neyin iyi olacağını hakikaten bilmeniz mümkün mü?
Bunu düşündüğüm zaman nasıl bir reaksiyon gösteriyorum? Bu düşünceyi bedeninizin neresinde hissediyorsunuz? Onunla özdeşleştiğinizde kendinize ve başkalarına nasıl davranıyorsunuz? Zihninizde ne gibi imajlar canlanıyor? Hangi alışkanlıklarınız tetikleniyor? Bu düşünceden vazgeçmeniz için bir neden görebiliyor musunuz? (Katie, vazgeçmek için gayret 'sarf etmemeniz' gerektiğini önemle vurguluyor. Sanırım bu, zihinin düalistik yapısından kaynaklanan direnci ortadan kaldırmanın bir yolu.)
Bu düşünce olmaz ise ben kim ya da ne olurum? Evet, bu düşünceye inanmadan nasıl yaşardınız? Zihinizdeki hikâyeyi silerek, o kişiyle ilk defa tanıştığınızı hayal edin. Ne görüyorsunuz?
Byron Katie'nin yukardaki önerilerine ilaveten, kitabından bir bölümü kısaltarak aktarmak istiyorum. Gary, Katie ile yaptığı görüşmede yanında çalışan adamın yetersizliğinden yakınıyor...
"Gary: Frank'e kızıyorum çünkü beceriksiz.
Katie: Peki. 'Frank becerikli olmalı.' Bu doğru mu?
Gary: Böyle düşünüyorum.
Katie: Bunu doğruluğundan tamamen emin olabilir misin? (...) Tecrübene göre bunun gerçekliği nedir? O becerikli mi?
Gary: Tecrübeme göre değil.
Katie: 'O becerikli olmalı,' bu doğru mu? Hayır. Çünkü değil. İşte bu kadar (...) Bunu anladığın zaman gerçeğin sevgilisi olacaksın ve dengeye oturacaksın. 'O becerikli olmalı' yalanına inandığında gösterdiğin reaksiyon nedir?
Gary: Hayal kırıklığı yaratıyor ve sinirlendiriyor. Onun işini üstlenmem gerektiğini hissediyorum. Her seferinde arkasından temizlik yapmam gerekiyor. İşini yapması için onu yalnız bırakamıyorum.
Katie: Bu düşünceden vazgeçmek için bir neden görebiliyor musun? Ve bu düşünceden vazgeçmeni söylemiyorum.
Gary: Eğer vazgeçersem kendimi daha iyi hissedeceğim.
Katie: Sen kabul etsen de, etmesen de o beceriksiz. Gerçek bizim kabulümüzü ve onayımızı beklemez...
Katie: Öyleyse, gerçeğe karşı çıkan bu çılgın hikâye olmaksızın sen kim olurdun?
Gary: Kendimi akışa bırakırdım ve işimde yapmam gerekene yoğunlaşırdım.
Katie: İş yerinde bu adamın yanında dururken hikâyenden feragat ettiğinde kim olurdun?
Gary: Daha şefkatli ve etkili olurdum.
Katie: Evet. 'Frank becerikli olmalı,' bunu tersine çevir.
Gary: Ben becerikli olmalıyım. Doğru.
Katie: Şimdi, listedeki ikinci numaraya bakalım.
Gary: Frank'in projede kendi payına düşen kısmın sorumluluğunu yüklenmesini istiyorum.
Katie: Tersine çevir.
Gary: Ben projede kendi payıma düşen kısmın sorumluluğunu yüklenmek istiyorum.
Katie: Evet, çünkü onun beceriksizliğine odaklandığın sürece, projenin tüm sorumluluğunu üstlenmeyeceksin."
Bu egzersizi farklı kişiler üzerinde deneyip komşunuzu yargılamayı bir sanat haline getirdikten sonra, Çalışma'yı sizi rahatsız eden herhangi bir konu için kullanabilirsiniz. Şöyle ki:
"Savaşı sevmiyorum, çünkü beni korkutuyor," cümlesindeki 'savaş'ın yerine 'benim düşüncem' kelimelerini koyacaksınız. "Düşüncemi sevmiyorum çünkü beni korkutuyor." Bir örnek daha: "Hayatımı zorlaştırdıkları için bürokratlara kızıyorum," cümlesi, "Hayatımı zorlaştırdıkları için düşüncelerime kızıyorum," şeklinde tersine çevrilmeli. Yani, konunun yerine her seferinde, "Benim düşüncem," sözleri konmalı.
Meselenin özü de bu değil mi zaten?..

 

IŞIK MENDERES

 

Işık Menderse'in Radikal gazetesinde yayınlanan yazılarından alıntıdır.

Diğer yazıları için http://www.radikal.com.tr/yazar_arsiv.php?yazarno=124&ek=cts

 

1083
0
0
Yorum Yaz